Kaplumbağalar da uçar

Kaplumbağalar-da-uçar

Filmi izlediğim gecenin ertesi sabahı hala kendime gelebilmiş değildim, film boyunca gerçekleşen duygusal geçişlerimin hızı beni tarifsiz yordu; ne ara kahkaha attım, ne ara ağladım, ne ara utanç içinde nefessizdim.

Filmin yönetmeni İran’da dünyaya gelen Bahman Ghobadi. Basın Yayın mezunu, profesyonel fotoğrafçı ve 12 yaşından itibaren çekmeye başladığı çok ödüllü kısa filmlerin yönetmeni.

Bu senaryo da kısa film tarzında başlatılıp, sonradan yörünge değiştirmiş izlenimi veriyor. Yönetmen, başlangıç çekimlerini Saddam’ın devrilişinin 3. gününden itibaren, bir kaç hafta boyunca Irak’ta kendi el kamerasıyla gerçekleştirmiş.

Bahman’ın anlatımıyla o günler çok tanıdık: “Dünya televizyonları savaşın bittiğini anons ediyordu. Kimse Irak halkından bahsetmiyordu. Halka ait bir tek resim yoktu. Sadece bir sürü gereksiz görüntü dönüp duruyordu. Bu filmde Saddam ve Bush yardımcı oyuncular. Öte yandan Irak halkı ve sokak çocukları başrolü oynuyor. Filmimi diktatör ve faşistlerin politikalarına kurban edilen tüm masum dünya çocuklarına ithaf etmek istiyorum.”

Kaplumbağalar-da-uçar
San Sebastian Film Festivali’nde Altın İstiridye – En İyi Film ve En İyi Görüntü ödüllerinin yanı sıra Berlin Film Festivali’nde de Barış Ödülü’nü kazanan Kaplumbağalar da Uçar, Saddam sonrası Irak’ta çekilen ilk film olma özelliğini taşıyor.

Kaplumbağalar-da-uçar
Okuduğuma göre, Bahman Ghobadi çekim öncesi Irak’taki kürt köylerini tek tek gezmiş ve çocukların fotoğraflarını çekmiş. Tüm oyuncu kadrosunu yöre insanlarından seçmiş. İnsanın buna inanası gelmiyor, çünkü amatör olamayacak kadar gerçeği yaşatıyorlar. Sanki bir senaryonun ürünü değiller de, baştan sona herşey gizli kamera çekimi. O kadar güzel bakıyor o kadar güzel konuşuyorlar ki, izlerken çocukları alıp kalbime basmak istedim. Ghobadi çocukların rahat oynamasını sağlayabilmek için bir süre onlarla birlikte yaşamış, kendi tabiriyle onlarla dost olmuş. Bu da karakterlerin doğallığını izah ediyor.

Kaplumbağalar-da-uçar
Filmi çok farklı bakış açılarıyla çok farklı yorumlamak mümkün. Öncelikle hissedeceğiniz şey “bunlar gerçekten yaşanmış mı?” Film hakkında yazılmış yazıları araştırdım, ama bundan hala emin değilim. Çocukların savaş ortamında çektiği acıları hissettirebilmek için mübalağa yapılıp, hayali bir durum yaratılmış gibi. Çünkü gerçekle bağdaşması zor, tanımlanması güç görüntüler içeriyor.

Kaplumbağalar-da-uçar
Film, Türkiye Irak sınırında bir çadır kampa sığınmış, çoğunluğu çocuk, kürt halkının yaşadıklarını anlatıyor. Çocuklar para için mayın toplayıcı olarak çalıştırılıyor, başlarındaki ‘Uydu’ lakaplı lider çocukla beraber. Çocuklar oralarda gerçekten bu işi yaptılar mı, mayın toplamak filmde gösterildiği kadar kolay mı, mayınlar bu kadar sık ve bu kadar yüzeysel mi döşenir… Bunların cevabını bulana kadar filmi sorgulamaya devam edeceğim.

Kaplumbağalar-da-uçar
Filmde gösterilen silah pazarlarıysa gerçekmiş, bunu oraları gören basın mensubu bir arkadaşıma doğrulatabildim. Filmde Uydu’nun hayranlık duyduğu Amerika, kurtarıcı güç olarak mı gösterilmeye çalışılmış? Aslında bu mesajı vermek için bu film özellikle mi çekilmiş? Mümkün… Ama ben her ne sebeple olursa olsun, savaş ortamındaki çocukları hayal ettirebildiği için filmi sarsıcı ve gerekli buldum. Bir sınır ötemizde neler yaşandı ve olanlar hakkında bir filmin gerçekliğini sorgulayacak kadar bile bilgi sahibi olamadık. Sağır dilsiz dünya basını…

Kaplumbağalar-da-uçar
– Dünya savaşa girdi, herkes haber peşinde.
– Bunun için mi İran’dan kalktın geldin! Haber istiyorsan çanak anten al.
– Çanak mı! Niçin alacakmışım? Hepsi yalan, yalan söyleyip ceplerini dolduruyorlar. Para para para, hep para…
Filmin ana teması da bu; baş belası mayın tarlaları, savaş ortamında süratle büyümüş küçük insanlar, savaşın içinde savaştan habersiz bırakılmış, dünyadan koparılmış sığınmacılar.

Kampın ve civar köylerin televizyon antenlerini ayarlamakla görevli ‘Uydu’ lakaplı cabbar ceval çocuk, gerçek hayatında da diğer çocuklar arasında önceden televizyon görmüş tek çocukmuş. Filmin adı eski bir kürt hikayesine dayanıyormuş, öyküye göre göl kenarında yaşayan bir kaplumbağa sürekli çevresindeki kuşları izler, onlara imrenirmiş. Zamanla arkadaş olduğu kuşlara bu hislerini anlatmış. Kıyısında yaşadığı gölün karşı tarafına geçmek istiyormuş  ve ‘keşke sizin gibi uçabilseydim’ demiş. Kuşlarsa bu dileği gerçekleştirmek istemişler, ‘uçabilirsin’ demişler, ‘kaplumbağalar da uçar‘… İki kuş bir dalın iki ucundan tutmuş, kaplumbağadan dalı sıkıca ısırmasını istemişler. Isırmış, sonra yükselmiş yükselmiş yükselmişler… Kaplumbağa yüksekten korkup heyecanla bağırdığında çenesi açılmış ve suya düşmüş. “Yüksekler için yaratılmamış. Kaplumbağa kuş olamaz.”

Filmi mutlaka orjinal dilinde alt yazılı izleyin, zira Türkçe dublajlı halinde tüm doğallığı yok edilmiş. Çok ince bir çizgiyle ayrılmış herşey, mesafelerle çok yakınında ama hayatının çok uzağında; bazı insanların zulme maruz kalırken bizim sakin hayatlarda yaşıyor oluşumuz… Çoğunluğu sadece doğduğumuz yerden mütevellit, tercihler dışı ince bir çizgi. 14 yaşında tecavüze uğrayan kız ben olabilirdim ya da annesinin küçük yüzünü “tanımak için gibi” okşayan kör bebek.

Bazen hayatta çok acayip denkleşmeler oluyor. Bu filmi seyrettiğim günlerde okuyor olduğum Allice Miller’ın kitabında geçen şu paragrafa, tam da filmin üstüne tesadüf etmek gibi. Ona mikrofon uzatıp Kaplumbağalar da Uçar sonrası ne düşündüğünü sorsam sanki cevabı bu olurdu: “Çocukların, zulme ve aşırı sadizme rağmen hayatta kalmak için topladıkları gücün ne kadar muazzam olduğunu farkettiğimiz zaman, her şey aniden daha iyimser görünmeye başlar. Sonra (Rimbaud, Schiller, Dostoyevski ve Nietzsche gibi) bu çocuklar neredeyse sınırsız olan güçlerini -yalnızca kendileri hayatta kalmak için mücadele etmek yerine- daha verimli bir amaç uğruna yani birbirleri için harcayabilirlerse, dünyamızın çok daha iyi bir yer olabileceğini tasavvur etmek kolaylaşır.”

Yönetmenin bundan sonra izleyeceğim filmi Sarhoş Atlar Zamanı. Ben kaçtım, orda buluşuruz!

İşte O Film

  • Kaplumbağalar Da Uçar

    Kaplumbağalar Da Uçar

    Amerika'nın Irak'ı işgali yaklaşmaktadır. Türkiye-Irak sınırına yakın bir yerdeki bir grup göçmen çocuk hayatta kalabilmek için inanılması çok zor bir mücadele vermektedir. Detaylar

Yazar

Arzu (@arzu)

Güzel film, sinemanın peşinde koşmayanlardan kendini gizler. (Tarkovski)

YORUMLAR

  1. Serenay (@serenay)

    Bu filmi daha önce de duymuştum, şimdi iyice merak ettim.

    2
  2. Arzu (@arzu)

    İzlesene Serenay , olay örgüsünü sen nasıl yorumlayacaksın duymak isterim

  3. Sesilpir (@sesilpir)

    Ben de ekliyorum listeye. @serenay @arzu

    2
  4. Arzu (@arzu)

    Çok etkilenecek, insanların uydurduğu-saçma sapan-yaşam karşıtı dünya düzenine ağız dolusu küfredeceksin @sesilpir

    1
  5. İnci (@inci-ozturk)

    Filmi ben de duymuştum.. Ne güzel anlatmışsın @arzu Fotoğraflardan belli filmin güzelliği..

    1
    • Arzu (@arzu)

      @inci-ozturk günlerce etkisinden çıkamamıştım..

  6. İnci (@inci-ozturk)

    Bu arada, hikayede kuşlar kaplumbağaya yere inene kadar asla konuşmamasını öğütlüyorlar.. Ama o mutluluk ve şaşkınlığının kurbanı oluyor..

    2
    • Arzu (@arzu)

      @inci-ozturk böylece hikaye tam anlamına kavuştu :)

      1
  7. İnci (@inci-ozturk)

    Filmin öyküsü, kör bebek vs.. dün başka bir yorumda bahsettiğim kitabın konusuna çok fazla benziyor şaşırdım..

    1
  8. gaplan (@gaplan)

    izlenecekler listemde ilk sıralara yerleşti bile. bu kadar çok duygusal geçişi bir filmde bulmak zordur. bahsi geçen hikayeler her zaman ilgimi çekmiştir. bilgi ve ilgi için de teşekkürler

    1
    • Arzu (@arzu)

      @gaplan sonrasında da “et maintenant on va où” filmi harika gider :) Uydu bu filmde de var.. Onu tekrar görmek büyük sürpriz olmuştu bana..

      1
    • gaplan (@gaplan)

      @arzu Ooooo bu daha da güzel oldu. İlker sayesinde bir sürü filmim oldu. herkese ayrı teşekkür ederim :)

      1
    • Arzu (@arzu)

      @gaplan her iki film de bende çok iz bırakmıştır. Keyifli seyirler :)

      1
    • Arzu (@arzu)

      @aytacko güzel hatırlatma

      1