Tarık Akan Çağı… (“Kavgacı bir aşık”*)

13 Aralık 1949 İstanbul…

Bir anda tüm web sayfalarındaki, kayıtlardaki biyografisi değişti, doğum tarihinin yanına, dramatik bir tarih eklediler 16 Eylül 2016…

Kimilerine göre, o 1977 yılında ölmüştü ve gizli bir operasyonla yerine, pos bıyıklı, gözleri çakmak-çakmak, hırpani, kirli sakallı, isyankâr birini geçirmişlerdi.

Emek- sermaye çatışmasında o da yerini almıştı.

 

Tabut cenaze arabasına yüklendiği sırada, arkadan bir ses “Uğurlar olsun Tarık Akan, uğurlar olsun” diye bağırdı çatlayan sesiyle!

Kendince, belki pek çok kişi için vedalaşıyordu onunla…

O ana dek, vakurca, başı dik direnen herkes çözülüverdi,  kadınlar gözyaşları içinde ağlamaya ve erkekler burunlarını çekmeye başladılar…

Bu anda her şeyin gerçek olduğu, Tarık Akan’ın bir daha hayatlarında olmayacağı, sonsuza dek gittiğini fark etti herkes, çocukluklarında, ilk gençliğinde her zaman hayatlarında olan adam gitmişti…

Sonuç olarak, Tarık Akan’ı orda, Bakırköy Mezarlığında bıraktık, o artık oraya ait olacaktı, dünya bir gün evrenin tozları arasına karışıncaya dek…

 

Biz erkekler, onun gibi mektuplar yazmak istedik sevdiğimize ve hayallerimizde onun kadar yakışıklı olmayı istedik.

(Onun hakkında konuşan biri şunu söylemişti: “Biz onu yaşlı haliyle görmedik hiç, onu hep 70’li yıllardaki yakışıklı haliyle gördük her zaman”  Dolaylı olarak onun yaşlı halini görmeyi reddettik aslında)

Mahallemin tüm kızları ona aşıktı.

Kimileri yeminler etmişti ondan başkasıyla evlenmeyeceğine.

Bir yanımız eksildi gidişiyle, çocukluğumuz, ilk gençlik hayallerimiz, gençlik çağımız sona erdi.

Bir devir sona erdi, Tarık Akan çağı sona erdi…

Tarık Akan 13 Aralık 1949 – 16 Eylül 2016 İstanbul…

Not:Boğazımda hala bir yumru var…

 

      Yetmişli yıllar, benim için Tarık Akan çağıydı! Kimi zaman fakir, mahçup delikanlı, bazen çapkın, yılışık, zengin züppe, karpostal çocuğu, salon filmlerinin jönü ama kesinlikle içimizden biri, bildik bir karakterdi… Çoğumuz bu halini sevdik. Yetmişli yıllar daha bitmeden ölmüştü aslında. Sonraki yıllarda oynadığı toplum gerçekliği, sosyal içerikli filmlerini, işçi, madenci, mühendis, kanun adamı karakterli, pos bıyıklı, sakallı amale hallerini o kadar da sevmedik. O’nu bir Romeo, Don Juan olarak daha çok sevmiştik. Daha önce bir kaç yerde yazmıştım, Nehir, “Deliverance” filminden esinlenerek yapılmış sansür kaygısı yüzünden, küçük dozda dönemin gerçekliklerinin arasına serpiştirildiği bir film. Köylü-kentli, zengin-fakir sınıf farklılıkları-çelişkisinin de anlatıldığı bir filmdir. Pek de muhteşem bir film değildir, yeni kuşaklara bir şey ifade etmeyebilir ama o dönemi yaşamış ortayaşlıların, nostaljik duygullarla, kendini, kendi geçmişlerini bulabileceği, tavan arasına atılmış, eski eşyalar arasında unutulmuş bir hatıra gibidir. Ölümü, ilkgençlik yıllarımızın bittiğine dair çok güçlü ve sarsıcı bir mesaj oldu…

Yazar

metover (@metover)

Masumiyet çağım geride kaldı...

YORUMLAR

  1. Hazal (@hazal)

    O güzel yaşlanan insanlardandı, o hakikaten bir dönemdi, devirdi..

    3
  2. Ali Öz (@ali-oz)

    karartma gecelerinin galasına gitmişti babam,ben gidememiştim,nedeni aklımdan çıkmış…Eve geldiğinde ,neşesini sinemada unutmuştu…

    4
  3. Kemik kadın (@kemikkadin)

    çok özel bir oyuncuydu, ilkelerinin dışına çıkmaması onu daha da değerli kıldı..

    4
  4. metover (@metover)

    Düşündüm de, “Rol-Model” deyince kulağa biraz pedegojik geldi. O iyi bir aşıktı oysa, hayatı ve her şeyi seven, hümanist ve bir aşık gibi dünyayla kavgalı…

    1