Woody Allen’ı sevmekle sevmemek arasında bir yazı

Woody Allen’ın şahsi hayatını bilenler genelde kendisini pek sevmez. “Magazinel kısım beni ilgilendirmez, sen filmlerinden bahset” diyenler için kendime göre birşeyler yazacağım.

Ben şahsen filmler kadar film müziklerine de önem veririm. Hele de seçimleri yönetmen yapıyorsa bu benim için iyi beste yapan bir şarkıcı gibidir. Bu konuda bana göre En başarılı yönetmenlerden biridir Woody. (Quentin Tarantino ve Emir Custurica da bana göre başı çeker)

Woody Allen ciddi bir Caz aşığıdır. Aynı zamanda kendisi klarnet çalar ve bir Caz Orkestrası vardır.

Bu bağlamda hemen hemen bütün filmlerinde yoğun klasik caz eserleri dinleme şansınız olur. Caz deyince aklınıza gelen ve beyin törpüsü gibi olanları bir kenara atın. Bu adam bu işi biliyor ;)

En çok bilinen Woody Allen filmi Hannah ve Kızkardeşleri‘dir. 1987 yapımı olan bu film tam bir ödül canavarıdır.

Woody Allen eserlerini izlemeye bu film ile başlamış olsaydım muhtemelen ikinci bir filmini izleme hevesim pek olmayabilirdi. Bu elbette bana göresi.

Yine “bence” olan sebebine gelince:

Woody Allen’ın özellikle 70’ler ve 80’lerde çekilmiş filmlerinin çoğu konu ve anlatım bazında evrensel olmaktan oldukça uzak. Evet belki güzel bir kurgu,klasikleşmiş oyuncu kadrosu,sepya ya da siyah/beyaz tonlarında görüntüler  eşliğinde şahane caz parçaları var ancak yaşanan olaylar, duygusal yaklaşımlar ve tuhaf ilişkileri anlamak ve sindirmek bence oldukça zor. Hem bunları yapıp hem de filme kanalize olmak ondan da zor. Bu yorumları izlediklerim üzerinden genelleme yaparak söylüyorum tabi.

Hannah ve Kızkardeşleri de benim için yukarıda anlattığım gibi.

Bunun yanı sıra yine Woody Allen’ın Annie Hall (1977), Manhattan (1979), Stardust Anıları (1980) ve Zelig (1983) için de benzer şeyleri söylemem mümkün.

Dönemin entelektüel vurguları, imgelemleri, Amerikan tarzı duygusal ilişkiler, karmaşalar, duygusal bozukluklar ve yaşam tarzı ile ilgili anlatımlar bana göre pek keyif verici değil.

Ancak yine o yıllarda çektiği Kahire’nin Mor Gülü (1985) ve Radyo Günleri (1987) yukarıda saydıklarımdan farklılık gösteren filmler. Konuları ilgi çekici. Dönem yansıtmaları daha gerçekçi. Ve alttan alta yine entelektüel sıkıntıları imgelemeye çalışsa da daha ilgiyle izlenebilir olduğunu düşündüğüm yapımlar.

Suçlar ve Kabahatler (1989) ve 200 Yıl Sonra (1973) adlı filmlerini de ayrı bir yere koymakta yarar var.

Woody Allen kendi yapımlarında az ya da çok (ki genellikle çok) mutlaka oynamış bir yönetmen. Biraz bu sebepten egosunun yüksekliği zaman zaman rahatsız edici. Ayrıca filmlerinde tip itibariyle de genellikle sinik gibi görünen ancak mutlaka “cinsel” başarısını vurgulayan konuşmalar ya da erotik olmayan sahnlerle vurguluyor. Filmlerinde mutlaka en hoş kadını tavlamış ya da birlikteliği vurgulanmış. Ayrıca Woody Allen yine sık sık Yahudi kökenli oluşunu hemen her filmde az ya da çok vurgular ancak Ateist olduğunu da bir şekilde anlatır.

Buraya kadar karamsar ve belki de ukalaca gelebilecek eleştirilerimde sonra gelelim hakkını yiyemeyeceğim 90’lar ve 2000’li yıllardaki yapımlarına.

İşte Woody Allen’ı bence sevebilmek için şahane yapımların oluştuğu yıllar.

90’lı ve 2000’li yıllarda Woody Allen’da bana göre bir renklenme, entelektüel vurgu kasmasından sıyrılma, kopuk ve tuhaf ilişkileri  anlatmadan kurtulmaya giden, daha keyifli, daha zengin konularla ve oyuncularla pekiştirilmiş ürünler sunma dönemi başlamış.

Yeni dönem filmlerinden izlediğim ve çok beğendiğim filmlerini saymam gerekirse:

New York Üçlemesi (1989) (Martin Scorsese, Francis Ford Coppola ile), Herkes Seni Seviyorum Der (1996), Match Point (2005), Scoop (2006), Barselona Barselona (2008), Kim Kiminle Nerede (2009), Paris’te Geceyarısı (2011), Roma’ya Sevgilerle (2012), Mavi Yasemin (2013), Ay Işığındaki Sihir (2014)

Size Woody Allen hakkında son bir şey daha yazmak isterim. İlk başta anlattığım filmler her ne kadar bana çok keyif vermemiş olsa da diyaloglar her zaman oldukça sağlam bir örgüde gider. Arada aklınızın bir kenarına yapışacak bir replik mutlaka kalır. Aşka ya da hayata değişik bakış açılarına sahip bir çok karakterle tanışmanızı, şaşırmanızı ve aslında bir anlamda da tartışmanızı sağlar.

Woody Allen’ın Dünyası’ndan benim izlenimlerim bunlar dostlar. İzlemediğim filmleri ile ilgili bana tavsiyelerinizi de görmek çok güzel olur.

Sevgiler.

 

 

 

Yazar

Daphne (@daphne)

İlk izlediği film E.T olan bir çocuk, o günden beri uzaylıların onu almasını bekliyor.

YORUMLAR

  1. Oya (@oya)

    Woody Allen ile ilgili çok da benzer düşünüyorum. Her zaman aynı tadı vermeyen çok ilginç bir arkadaş gibi onun filmleri benim için. Bazen kendini çok tekrar ediyor, bazen sinir de bozuyor ama alaycılığı da çok iyi başarınca söylenecek söz kalmıyor.

    1
  2. Oya (@oya)

    Midnight in Paris’ini ise bambaşka bir yere koyuyorum. İzlemediklerimden seçip hemen seyredesim geldi, teşekkürler @daphne

    3
    • Daphne (@daphne)

      @oya Ben teşekkür ederim sevgili Oya.

      1
  3. Serenay (@serenay)

    Beni de Woody Allen’ı sevmekle sevmemek arasında kalanlar grubuna dahil edebilirsiniz. Yazınızı ise hiç arada kalmadan çok beğendim.

    1
    • Daphne (@daphne)

      @serenay Çok teşekkür ederim sevgili Serenay.

      1
  4. bingeren (@bingeren)

    Hazır bahsi açılmışken, Cafe Society’i izleyen var mı?

    1
    • Daphne (@daphne)

      @bingeren Ben izlemedim. Önerir misiniz?

  5. aysesel (@aysesel)

    Eski filmlerini daha cok seviyorum ben de. A bir de televizyon dizisi yapiyor galiba su ara ama adini sanini bilmiyorum.

    1
    • Daphne (@daphne)

      @aysesel Hmm ona da bir göz atmakta fayda var. Teşekkürler :)

  6. İnci (@inci-ozturk)

    Woody Allen’ın ilk filmleri için duygum aynı.. Fakat son filmlerinin çoğunu çok keyifle izledim..

    1
  7. İnci (@inci-ozturk)

    Barcelona Barcelona ile başlayıp devam etti bu düşüncem.. Dünyanın en sevimli adamı değil.. Aşırı özgüvenli.. Ama nedense bunlar bir perde gibi tam arkasındaki fikre yaklaştırıyor sanki..

    2
  8. İnci (@inci-ozturk)

    Demem o ki, bana çok zıt düşünceleri bile anlatan senaryolarında filmin sonunda kendimi o fikre yakın hissediyorum.. İstediği buysa başarıyor.. Woody Allen’ da şeytan tüyü var..

    3
  9. Arzu (@arzu)

    Elim hiç gitmiyor başlat tuşuna, filmlerine izlemeden ön yargılıyım. Sadece Midnight in Paris’i izledim, ummadığım tarzdaydı ve güzeldi. Bu yazıdan sonra belki tekrar şans verebilirim, ama o adamın duruşu bile bana depresif ve negatif geliyor.

    1
    • Daphne (@daphne)

      @arzu 90’lardan itibaren çektiği filmleri izlemenizi tavsiye ederim. Paris’te Geceyarısı’ndan aldığınız keyfi alabileceğiniz filmler var. Söz veriyorum pişman olmayacaksınız :)

      1
    • Arzu (@arzu)

      @daphne peki :) kendimi zorlayacağım ;)

      1
  10. ironiKarga (@ironikarga)

    Şimdi bir laf edeceğim: ‘Woody Allen’: Gözü kesmediği için bir türlü ele alınamamış, okunmayı bekleyen kalın bir kitap gibidir. Nasıl ama :)

    3
  11. SirinOya (@oya-sirin)

    Woody Allen filmlerini gürültülü bulurum..ve bana italyan sinemasının kotu bir taklidi gibi gelmistir..hep..bir tek “Hannah ve kızkardeşleri”ile “whatever likes”filmi farklı gelmistir.

    3
    • Hazal (@hazal)

      @oya-sirin negatifleniyorum direk, izleyemiyorum hiç.

      1
  12. İnci (@inci-ozturk)

    Facebookda paylaşmışım bu blogu.:) Anılarda karşıma çıkınca tekrar yazmak istedim.:) Tam bir yıl olmuş. Yorumlarımı okudum fikrim değişmemiş. :))

    3