Hævnen – In a Better Word (2010)

İskandinav ülkelerine ait filmleri her zaman çok beğenmişimdir. Onlara has o gösterişten uzak, olanı olduğu gibi veren, insan hikayelerine odaklanmayı kendine amaç edinmiş yapısı beni her zaman etkilemiştir. Bu ülkelerin filmlerinde sunulan görsellik ise ayrı bir beğeni sebebi benim için; o kadar kargaşadan izole salt insanın asıl ait olduğu yer olan doğa görüntülerinin uzun uzun filme yediriliyor olması beni mest etmiştir. Kısaca yaptıkları işi; en iyi şekilde yapmanın amaç edinildiğini seyirciye yansıtabilmişlerdir, benim gözümde.

Bu filmde de kural değişmemiş ve yönetmen  Susanne Bier  yine gösterişten, ağdalı sözlerden ziyade içeriğe yoğunlaşmış. Yönetmen-senarist Anders Thomas Jensen’in kaleminin de katkısıyla yine seyirciyi sarsmayı ve düşünmeyi başaran etkileyici bir karakter draması sunulmuş bizlere.

Filme kaba bir bakış atacak olursak; okul arkadaşı olan iki çocuğun birbirlerini kollamasıyla başlayan dostluklarıyla, yolları kesişen iki ailenin hayatları üzerinde duruluyor. Yolları kesişen bu insanların geçmişinden de sorunlar taşıyan karakterler olmasıyla yoğun bir dram ve ağır bir psikoloji biz izleyiciye sunuluyor. Kocası Anton’dan boşanan Marianne’ın durumunu ve onların oğlu Elias’in bundan etkilenerek içine kapanık, silik bir karaktere dönüşümünü izliyoruz. Diğer çocuk karakterimiz ise; Christian. Christian da kanserden ölen annesinin ardından babasından nefret etmekte; çünkü annesinin ölümüne babasının izin verdiğini düşünmekte bu yüzden de içindeki öfkeyi ancak şiddetle boşaltabilmektedir. Karakterlerin geçmişlerinde yaşadıkları duygu birikimleri de zaman zaman gözler önüne serildiği geri dönüşler sırasında ise duygu sömürüsüne en ufak bir şekilde girmemesiyle de yine bu sinemaya özgü; olanı olduğu gibi veren tavrını bir kez daha görüyoruz. Filmde dikkat çeken bir diğer özellik ise; Danimarka’da ya da genel olarak İskandinav ülkelerinde rahat gözüken aile yaşamlarının da son derece kırılgan, bu rahatlığın içinde yaşayan insanlarının da kendilerini ne denli kapalı ve kasvetli karakterlere hapsedebileceğini göstermesiyle de verilen mesajı takdir etmek gerekiyor.

Film bize iki çocuğun geçirdiği yoğun psikolojik zamanlarda alıp Elias’ın doktor babasının, görev yeri olan Afrika’daki mülteci kamplarına götürüyor. Çocukların okulda ve evde yaşadığı ağır bunalımlı ruh hallerinin yanında kendimizi daha da ağır bir psikolojinin içinde buluyoruz. Anton’un doktorluk görevini gerçekleştirdiği bu yerde hastaları iyileştirme çabaları sırasında karşılaştığımız o çaresizlikler karşısında bir anda sert bir tokat iniyor yüzümüze. Ve bu da daha da ağır bir hüzne boğuyor bizleri. Afrika görüntülerine sık sık yer veriliyor filmde. Ve bu durum da filme güçlü bir belgesel tadı vermiyor değil.

Bu topraklarda; bir yandan parayla satın alınmış askerleri, kanla, tecavüzle beslenen tacirleri, elleri silah tutan çocukları, açlığı, kadınların-bebeklerin hiçliğinin sunulduğu gelişmemiş ülke portresini izlerken. Öte yandan da oralarda hasta olan insanlara şifa sunmak için gelmiş gelişmiş ülke bireylerinin, kendi ülkelerinde ve/veya evlerinde süregelen sorunlarına dahi merhem olamayışının komedyasını büyük bir ustalık ve güçlü bir eleştiriyle sunuyor bize Susanne Bier. Sona geldiğimizde ise; en güçlü mesajını veriyor Bier, doktor Anton’un ülkesinde yaşadığı bir olay karşısında maruz kaldığı kabalık ve kabadayılık karşısında kılı bile kıpırdamayan tavrına karşılık, Afrika’daki zulüm ve katliam karşısında kükreyişi bizlere de bir “ooohh, işte beklediğimiz sahne” dedirtiyor. Anton’un bu tavrıyla Bier bize; asıl cesaret zulme ve zalime karşı koyabilmektir, diyor.

Film; düşünen, düşündüren, soran/sorgulayan/sorgulatan,  söyleyecek sözü olan, cesur bir film olma özelliğiyle de izleyicide izler bırakıyor. Ne diyeyim; iyi seyirler :)

İşte O Film

  • In a Better World

    In a Better World

    Yolları kesişen Danimarkalı iki ailenin arasında alışılmışın dışında ve riskli bir arkadaşlık gelişir. Ancak, yalnızlık ve hüzün beklenmedik sorunlar ortaya çıkaracaktır. Detaylar

Yazar

Esin Arslan (@arsesin)

Okumak,izlemek,dinlemek ve son nefesime kadar yazmak...

YORUMLAR

  1. aysesel (@aysesel)

    Susanne Bier in Ikinci Sans filmini denk gelip izlemistim, bunu kacirmisim, izledikten sonra detaylica okuyacagim yazinizi. Tesekkurler kesif icin!

    2
    • Esin Arslan (@arsesin)

      @aysesel Ben teşekkür ederim,değer verip yorumladığınız için ve filmi keşfinizden sonra da izlenimlerinizi öğrenmeyi bekliyorum, keyifli seyirler…

      1
    • aysesel (@aysesel)

      Film cok etkileyiciydi. Medeni bir ulkede insanlarin yasadigi sorunlar ve Afrika karsilastirmasi bana sosyal dinamiklere ve isleyislerine gore de baska cozumleri oldugunu gosterir gibi geldi. En guzel yani ebeveynlerin cocuklara yaklasmasiydi. @arsesin

      2
    • aysesel (@aysesel)

      @arsesin ve bu dinamiklerin icinde ne kadar destek alirsak dostlarimizdan o kadar guvende oluyoruz. Her yerin tehlikesi, sorunu kendine ama cozebilmek icin hep birbirimize ihtiyacimiz var. Ustelik bu durumlar arkadasliklari ve sevgiyi besleyen cinsten.

      2
    • Esin Arslan (@arsesin)

      @aysesel Ve şüphesiz ki ebeveynlerin farkında olmadan sergilemiş olduğu tutumların da çocuklar üzerinde nasıl derin yaralara ya da çıkmazlara dönüşebuleceğini de ustaca işlenmiş filmde.

      2