Boyhood (Çocukluk) (2014)

Bu kez bizi bir ABD sineması sarmayı başarıyor. Ama bu filmi özel kılan çok fazla detay var!

Bu film tam anlamıyla bir emek işi; çekimleri toplamda 12 yıla yayılmış “hayatın içinde yol alma” filmi var karşımızda. Bu özelliğiyle de ilk olma özelliğine sahip bir film, Boyhood. Before serisiyle tanıdığımız Richard Linklater’ın toplamda dört oyuncusuyla; Ellar Coltrane, Patricia Arquette, Ethan Hawke ve kendi öz kızı Lorelei Linklater 12 yıl boyunca her sene bir araya gelerek çektiği özel bir film bu.  Boyhood ta henüz beş yaşında tanışıyoruz Mason’la ve o bizi beş yaşından alıp on sekizlik bir delikanlı haline gelene kadar da hiç bırakmıyor. Bu süre içerisinde de çevresinde neler olup bittiğini Mason’la birlikte yaşatıyor bize Linklater. Bu süre öylesine özel bir süre ki… Aslında sadece Mason’un yolculuğuna tanıklık etmiyoruz bu süre içerisinde kendi geçmiş yolculuğumuza da çıkıyoruz, nasıl mı?

Her şeyden önce on iki yıl boyunca çevresel olarak, kültür olarak değişimi izliyorsunuz. Filme dekor olan sokakların değişimini, giyimlerin değişimini (modanın değişimi), dinlenilen müziğin değişimini, arabaların değişimini… yani size nostaljiyi anımsatacak bütün detaylar mevcut bu filmde. Ve zorlama bir dekorla değil gerçek bir değişime tanıklık ederek!  Linklater, filmi dinamik kılmak adına popüler kültürden faydalanmayı da es geçmiyor elbette, çıktığımız bu zaman yolculuğunda sanatın en birleştirici türü olan müziği kullanıyor başarılı yönetmen. Birden kulağınıza “aaa…evet bu şarkı vardı gerçekten bir dönemler” diyeceğiniz bir Britney Spears  şarkısı geliyor ve devam ediyor zamana uygun olarak… İşte tam da bu noktada da kendi geçmiş maceralarınıza yolculuğunuz başlıyor.

Mason, her çocuk gibi büyüyor; kimi zaman sergilediği tavırlardan ötürü cezalandırılıyor, baba-oğul ilişkisinde her evde duyulabilecek öğütleri alıyor, hepimiz gibi aşık oluyor, kırılıyor… Bu filmde sıradan yani içimizden/bizden bir çocuk izliyoruz. Aslında hepimizin yaşadıklarını yaşıyor Mason! Yani tanıklık ettiğimiz bu dönemler ve olaylar hemen hemen hepimizin yaşadığı ya da çevremizde tanıklık edilebileceğimiz türden sıradan olaylar. Yani Linklater, hayatın yükünü omuzlarında taşıyan, bitmek bilmeyen bir trajedi içerisinde yalpalanan, çevresinde inişin çıkışın bitmediği bir kargaşanın içine sokmuyor kahramanı Mason’u ve dolayısıyla bizleri. Filmin bütününde Mason’un yaşadıkları aslında  on sekiz yaşındaki bir gencin geçmişini anımsama seanslarında kolay kolay aklında kalabilecek hayatında önemli nitelik taşıyan veya sıradan anılardan ibaret. Yani film bize sadece Mason’ın büyürken yaşamış olduğu onun kişiliğinin gelişiminde rol alan kilit anılardan ibaret önemli sahneler sunmuyor, onun hayatında herhangi bir değere sahip olmayan günü geçiştirmek için yaptığımız herhangi bir olayı veya anı da sunuyor bizlere. Bu özelliğinden dolayı da Linklater Mason’u, bize ünlü veya oyuncu bir karakter olmaktan öte ona “bizim evin çocuğu” olarak görme niteliği kazandırıyor. Hani deriz ya “kısa pantolonlu halini biliyorum ben onun” işte Mason için de kesinlikle kullanabileceğimiz deyim bu! İşte film bize bu cümleyi söylettiği için de onun hikayesini merakla ve hiç sıkılmadan izliyoruz. Filmin bütününde boş geçen hiçbir sahne yok, Linklater’in filmlerinde kullanmış olduğu bol diyalog halinde olma durumları bu filmde de değişmiyor ve buda bizi filmden kopma ihtimalinden uzak tutuyor.

Film başladığında beş yaşındaki Mason’la beraber onun çevresini de tanımaya başlıyoruz. Birlikte yaşadığı annesi ve kendinden üç yaş büyük ablası, annesiyle boşansa da bağları hiç zedelenmeyen babası Mason Sr. (Ethan Hawke).

Filmin detaylarına girecek olursak bu film aslında sadece Mason’a odaklansa da, onunla birlikte annesi Olivia’nın da hayatın içinde yol alma hikayesine büyük yer veriyor. Yani bu film için hayatın içinde yol almaya çalışan bir ana-oğul hikayesi demek hiçte yanlış olmaz. Linklater, anne karakteri olan Olivia’nın yaşadıklarına ve onun yaşadıklarının Mason üzerinde yarattığı etkilere büyük yer veriyor. Mason’ın yaşadığı ilk travma; Olivia’nın yaşadığı bir durumlardan dolayı yaşadıkları yerden taşınmak zorunda kalmaları oluyor. Bu durum Mason için bir çok şeyin (arkadaşları, odası, sokağı, dünyası…) değişmesine neden oluyor. Bu on iki yıl boyunca bu durum birkaç kez daha devam ediyor, bu durumdan ötürü her seferinde yeni şehirler, yeni arkadaşlar/insanlar tanımak zorunda kalan Mason, hepimiz gibi etrafında olup bitenlerin seyircisi olarak öğrenmeye çalışıyor hayatı. Olivia’nın aldığı her kararın Mason’un aldığı yolda, üzerinde yarattığı travmalara bir bir şahit oluyoruz. Olvia önce kendisi gibi bir kızı ve bir oğlu olan alkolik bir adamla evleniyor. Ve bu adam,  otoriter bir baba figürü çizmeye çalışınca aile içinde konu edilmeyen ancak herkesi huzursuzluğa iten bir durum yaşatıyor. Olivia bu adamla da yolları ayırıp ardından eskiden Irak’ta askerlik yapmış kendinden genç biriyle birlikte oluyor. Ve bu iki karakter Mason’ı etkilediği gibi Olivia’yı da etkiliyor elbette. Bunca değişim ve yol almanın içinde küçük bir cümlenin dahi bir insanın hayatını değiştirip nasıl yol alabileceğini göstermek için bir tesisatçının hikayesini de es geçmiyor Linklater! Filmin sonlarına geldiğimizde hayatında yol almaya devam etme yolculuğu başlıyor Mason’un. Ve bu yolculuğun da bir uğurlaması oluyor elbette, bu uğurlama sırasında da Olivia’nın ağzından dökülenler onun ve belki de birçoğumuzun yaşadıklarının özeti oluyor. Linklater, elimizde büyümesi için 12 yıl uğraştığı bu karakteri adeta bizden de ayırıyor. Seyirci de Olivia ile aynı duyguları paylaşıyor bu sahneler boyunca. Bu sahnelerde Mason; yeni hayat yolculuğuna başlamak konusunda daha hazır ve daha hevesli.  Onun bu olgun duruşunu görünce biz izleyiciler de onu uğurlarken içimiz rahat olarak kalkıyoruz filmin karşısından.

Ve bu filmle bu sahnelerle bir kez daha Linklater’in yaklaşık üç saatlik bir filmi ayakta tutmasının sırrının sergilemekten çekinmediği kurgu dehasında olduğunu anlıyoruz. Yine son sahnelerde filmimizin kahramanlarının, geçmişi irdeleyerek hayatlarını anlamlandırmaya çalıştıkları cümleleri art arda dinlerken Mason’un ve Olivia’nın yaşadığı her bir yılın ardı ardına hepsinin bir diğerini yükselttiğini ve beslediğini fark ediyoruz. Ve bu sahneyle kendi hayatımıza bir flashback yapıp “tıpkı bizim hayatlarımız gibi” diyoruz!

Ve Mason’un ağzından dökülen son cümle “her zaman şimdiymiş gibi”… İyi seyirler.

İşte O Film

  • Çocukluk

    Çocukluk

    Aynı oyuncularla 12 yıllık bir sürede çekilen Çocukluk, büyümeyi konu alan benzersiz ve çığır açan bir film deneyimi. Ethan Hawke ve Patricia Arquette, ekranda gözümüzün önünde büyüyüşüne tanıklık ettiğimiz Mason’ın (Ellar Coltrane) anne ve babasını canlandırıyor. Detaylar

Yazar

Esin Arslan (@arsesin)

Okumak,izlemek,dinlemek ve son nefesime kadar yazmak...

YORUMLAR