Sukkar Banat – Caramel (2007)

Kadın hikayeleriyle örülü bu filmin bir kadın olarak ayrı bir yeri var benim için.Lübnan-Fransa ortak yapımı bir film Caramel.Yönetmen koltuğunda ise;bir kadın olarak ayrıca takdir ettiğim;18 Şubat 1974’te gözlerini Beyrut’ta açmış bir güzel;ama sadece güzel olmakla kalmayıp aynı zamanda;zeki,asil,hem oyuncu hem yönetmen hem de senarist;yani 10 parmağında 10 marifet bir afet olan Ladine LABAKİ’yi görüyoruz. Onu tarif etmek çok kolay değil aslında;çünkü öylesine yetenekli bir kadın var ki karşımızda… O’nu en iyi filmlerinden,filmlerinde göstermiş olduğu performanslardan tanıyabilirsiniz.

Öncelikle Orta Doğu ülkelerine ait filmleri izlemekten keyif alıyorsanız; onlara has anlatım dili olarak sadeliği ve gerçekçiliği bu filmlerde yakalayacağınızdan emin olabilirsiniz.

Filmin hikayesinden mi başlamalı,müziklerinden mi,çekim detaylarına mı takılıp kalmalı bilemedim  :) Yine de biz önce hikaye diyelim:

Hikayenin çoğu kadınların adeta terapi merkezi ya da sığınakları olarak ta kabul gören bir mekanda yani;bir kuaför salonunda geçiyor.Beyrut’ta yaşayan beş kadının hayat hikayelerini izletiyor bize Nadine.Şimdi kısaca bu beş kadını tanımaya çalışalım:

Layale (Nadine Labaki) hikayemizin baş kahramanıdır,kadınların sıkıntılarından kaçmak için kendini attığı ya da sıkıntılarına çözüm yolu aradığı bu kuaför dükkanının da sahibidir ve evli bir adamla birliktelik yaşamaktadır.Adam eşinden ve işinden arta kalan zamanlarında ortaya çıkan,kim olduğunun izleyiciyle paylaşılmadığı (çünkü konumuz “KADIN HİKAYELERİ” ) bir karakterdir.Layale’nin hayatı bu kuaför dükkanında ve hayatında var olup olmadığı belli olmayan bu adamın peşinde geçmektedir.Yaşadığı ilişkiye sıkı sıkıya bağlı olmakla birlikte,bu ilişkiyi yaşadığı adamın ilişkiye yön veren halleriyle savrulup durmakta,nasıl davranması gerektiğini bilememektedir.

Rima;kuaförün erkeksi çalışanıdır.Belki o topraklarda olmanın verdiği bir durumdan,belki de durumunu kendine dahi itiraf edemediğinden kadınlara karşı ve de özellikle uzun saçlı kadınlara karşı duyduğu ilgiyi kimseye (hatta seyirciye dahi) dile getirmemiş ama bunu mimiklerinde biz izleyenlere ustalıkla anlatmıştır.

Nisrine (Yasmine Elmasri),o da bu kuaförün Müslüman çalışanıdır.Onun hikayesi de: Çok yakında düğünü vardır ve eşinden önce yaşamış olduğu bir birliktelikle bekaretini kaybetmiştir.Fakat bu zaman kadar bunu kimseyle paylaşmamıştır ve zaman daraldığı için bu durumun sancıları da daha da artmıştır.Düğün günü git gide yaklaşmaktadır ve tek çaresi;sıkıntısını bu kızlarla paylaşıp bu işe bir çözüm yolu bulmalarıdır.

Jamale,oyuncu olmak isteyen fakat yaşından ötürü yayıncılar tarafından pek te tercih edilmeyen fakat ısrarla her duyduğu oyunculuk seçmelerine itinayla katılmaktadır.O bu kuafördeki kızların durumundan dolayı zaman zaman espri kaynağı yapıldığı daimi müşterisidir. Yaşlandığını bir türlü kabullenememektedir, hatta menopoza girmiş olmasına rağmen bu durumu kendine dahi yediremediği için kırmızı boyalarla muayyen günü imajı yaratmaktadır.

Vee…beni en çok;hatta eminim ki bu filmi izleyen özellikle de kadın izleyicileri hikayesiyle etkileyecek olan kadın Sevgili Rose.Rose diğer kahramanlarımızla aynı mahalleyi paylaşan yani kızların bulunduğu kuaför salonuna ve dolayısıyla da kızlara komşudur.Rose,çoğu zaman öfke duyup odalara kilitlemek zorunda kaldığı akıl hastası bir anneye (Lili) sahiptir.Hem annesine bakmakta hem de evin içinde terzilik mesleğini yürüterek evi geçindirmekle yükümlüdür ve bunun bedeli de öyle kolay değildir…Çünkü annesinin bu özel durumu yüzünden hayatını ona adamış  ve her şeyi bir kenara bırakmak zorunda kalmıştır, aşkı dahi(!) Ancak bir gün aşk kapısını çalar ve aşka kanat çırpan yüreğiyle aşık olan her kadın gibi o da buluşmadan önce bu kuaföre koşar (onun kuaförden çıkışını gördüğünüzde aklınızdan geçen şu oluyor; “aşk ne kadar yakışıyor biz insan oğluna”).Yıllar sonra belki de ilk defa tadar bu duyguyu Rose. Lili’yi ya da belki de kendi hayatının gerçeklerini unutarak,hayatının gerçeklerine inat yüreğinin sesini dinliyor bir süre…Taa ki buluşmak için hazırlandığı o akşama kadar (!) O akşam Rose ve Lili’nin diyalogları filme damga vuruyor, bu sahnelerle ilgili ayrıntılara girmeyip o keyfi (!) size bırakıyorum.

Ve sona doğru geldiğimizde filmde bize bizi de izleten bir veda sahnesiyle bitirelim; Nisrine’nin annesiyle düğünden bir gece önce yapmış olduğu konuşmadan son cümleyle:“…Ne olacağını Allah bilir.Karpuz gibi düşün, kelek olup olmadığını kesmeden bilemezsin.” Zaten bu cümlede de film ne kadar bizden olduğunu anlatıyor.

Labaki ilk filmi olan Caramel’de biz sinema severlere ilk mesajını da veriyor;hayatın neresinde,ne yaşıyor oluşanız olun;nefes aldığınız sürece duygularınız var!Aşk var,duymak için dinlersen çığlıklarını duyabilirsin.Keyifli seyirler…

Ve filmin dinlemekten bıkmadığım soundtrackini de eklemeden geçmeyeyim :)

https://www.youtube.com/watch?v=cYDKIIvo-cw&list=PLC6DD13D9F416C31E

İşte O Film

  • Caramel

    Caramel

    Beyrut'ta yaşayan 5 kadının günlük hayatlarını konu alan bir romantik komedi. Detaylar

Yazar

Esin Arslan (@arsesin)

Okumak,izlemek,dinlemek ve son nefesime kadar yazmak...

YORUMLAR

  1. Oya (@oya)

    Çok severek izlemiştim bu filmi. ama itiraf etmeliyim ki kadının karakterinin zayıf çizildiğini düşünmüştüm. Hatırımda kalan o çaresiz bekleyişler… Düşünce ve inanışa göre özgür, kendisine yeten ama yine de aldatan bir adamı etkilemek için uğraşan…

    2
    • Esin Arslan (@arsesin)

      @oya sanırım filmi gerçekçi kılan da bu zayıf karakter yani orta doğu toplumu ya da ataerkil bir aile düzeninin hükmettiği toplumlarda kadınların genel çizgisi bu oluyor, maalesef ve maalesef…

  2. Oya (@oya)

    O zamanlar bu tip Orta Doğulu egzotizmine karşı olsam da Lübnan özelinde çok büyülü sunulmuştu hikaye.

    2
  3. Oya (@oya)

    Anımsamak güzel oldu, epey detay unutmuşum. Ben de annemle izlenecek film diye listeme alayım tekrar.

    3
    • Esin Arslan (@arsesin)

      @oya ikinize de keyifli seyirler o halde :)

  4. Serenay (@serenay)

    Kadın hikayelerine ihtiyacımız var,daha çok!

    4
  5. metover (@metover)

    Pür dikkat izlemiştim, daha derin anlamlar arayarak. Sonra aklımda kalan tek şey youtube listeme de aldığım Khaled Mouzanar’ın “Mreyte ya Mreyte” şarkısı oldu.

    1