8 Mart mesajları vermeyi boşverin, Pippi’yi tüm çocuklara izletebilsek yeter !

       Pippi, 80’lerin (masal kitaplarından uyarlanmış) harika bir dizi serisiydi ; örgüleri yukarı doğru bakan havuç rengi saçları, çilli yanakları, yamalı elbiseleri, biri yeşil diğeri turuncu uzun çorapları, omzunda maymunu ve ağız dolusu gülüşüyle, benim en sevdiğim çocukluk karakterimdi.

                 O yaşlarda Pippi ismi aramızda o kadar çok kullanılır olmuştu ki, her kız çocuğu bir Pippi’ydi, sarı Pippi, siyah Pippi… (Bir sonraki nesil onu izleme şansı bulamadığından, anlamı havada asılı kalıp, yanlış anlamalarla unutulup gitti.)

                 Hikayesini büyüdüğümde öğrendiğim Pippi, yazar olmayan bir annenin kaleminden çok özel bir sebeple doğmuş. İsveç’in küçük bir köyünde yaşayan Astrid Lindgren, geçirdiği ateşli bir hastalık sebebiyle aylarca yatağa bağlı kalan 7 yaşındaki kızını eğlendirebilmek için, ona kendi özlemleriyle bezeli ve kendi uydurduğu masalları anlatmaya başlamış.. Bu hikayelerden biri de kızıl saçlı bir kız çocuğu hakkındaymış.. Pippi isminin nasıl doğduğunu yıllar sonra şöyle anlatmış Astrid ; ”Bir gün kızım gene masal anlatmamı istedi.. Ona bildiğim bütün çocuk masallarını anlatmıştım. Ne anlatmamı istediğini sorunca  ”Uzun Çorap Pippi ” dedi. Ona anlattığım çilli kızıl saçlı uzun çoraplı küçük kıza (ki o benim çocukluğumdu) Pippi adına takmıştı.” 

                 Kızının hastalığından dolayı artık dışarı çıkamaz hale gelen Astrid, Pippi’nin hikayelerini kağıda dökmeye başlamış. Sonra sonra kitaplaştırmak istediği hikayeleri, başvurduğu ünlü bir yayınevi tarafından ‘zamana göre anarşist’ bulunarak geri çevrilmiş. Başka bir yayınevi tarafından basımı kabul edilse de, kitap çıkar çıkmaz ahlakçı saldırılara maruz kalarak, din adamları ve muhafazakar eğitmenlerce yasaklatılmaya çalışılmış. Hakkındaki davalar sürerken neyse ki artık yasaklanması için çok geç kalınmış, çünkü umulmayacak bir ivmeyle ünü hızla dünyaya yayılarak, en iyi çocuk kitapları arasındaki yerini almış, ve böylelikle ona kapılarını kapatmayan yayınevini de batmaktan kurtarmış :) Zamanla Pippi sadece kitaplarda kalmayıp, milyonlarca izleyiciye ulaşan sayısız dizi serileri, tiyatro gösterileri düzenlenmiş. 

                  Evet düşününce, Pippi hayli sıradışıydı. Çünkü klasik anlayışlara karşı çıkan bir çocuk kahramandı.. 9-10 yaşlarında,  annesiz-babasız olduğu halde bir evde tek başına yaşayabilen, hem ruhsal hem bedensel olarak çok güçlü, karşılaştığı herşeye şüpheyle yaklaşıp sorgulayan, yaşıtlarının büyüklerinden kaynaklı genel kabullerine karşı çıkan, sosyal statülere başkaldıran, sürekli gezen, yemeklerini bile kendisi yapan, yamalı elbiselerini kendisi diken, bazen üzerine sadece bir bez parçası dolayarak gezen, ayağından büyük kocaman ayakkabılarıyla, ağlayıp sızlanmadan sorunlara çözümler üreten, yüzü hep gülen meraklı bir çocuktu…. Bedeni, midesi, yaşamı kendi kontrolünde olan küçük bir kadın. Annesinin gökyüzünde oturduğuna ve minik bir delikten kendisine baktığına inanıyordu. Bölümlerde bazen gökyüzüne bakarak el sallaması ve onunla konuşması bu yüzdendi;  ”benim için sakın kaygılanma anneciğim, ben her zaman başımın çaresine bakarım!”

                  Pippi yazıldığı 1940’lar için olduğu kadar bugünler için de sıradışılığını koruyor. 1940’ların feminist kuşağını temsil ediyor ve işte tam da bu yüzden özellikle kız çocuklarımıza, ama aslında tüm çocuklarımıza kitaplarını okutabilmek ve orjinal yapımlarını izletebilmeyi çok isterim. Ekranlarda, çocukların zihinsel fonksiyonlarını yavaşlatmaya, ve onları oyalayıp oyun dışına atmaya yönelik zayıf karakterler çoğalmışken, bize Pippi’ler lazım. Her kız çocuğu tekrar Pippi olsun mu ? :)

                  Astrid Lindgren, 94 yaşına kadar 60 masal serisi ve bir çok karakter yaratmış. Yaşadığı sürece çocuk ruhunun dizginlenmesi değil, özgür bırakılmasından yana olduğunu savunmuş. Yazar olmayı hedeflemeden yazmış, gerçek bir feminist kadın. Kitapları sosyal statüleri ve her türlü ayrımcılığı yerle bir eden, çok zekice kurgulanmış diyaloglardan oluşuyor. Cinsiyetçi yerleştirmelerden uzak durmuş ve hatta onlarla savaşmış. Hem de bunu doğa üstü sihirli ögelerine rağmen çok realist bir bakış açısıyla yapmış ..

Küçük Prens gibi Pippi’nin de bugünlere taşınmasını, hatırlatılmasını ve yüceltilmesini umud ediyorum. Çünkü Pippi de, sadece çocuklar için değil, aynı zamanda yetişkinleri de ruhen besleyebilecek çok güçlü masallardan…

Bu karakteriyle bize şu mesajı verdiğini okumuştum (kime ait bilmiyorum ama kısa yoldan yapılmış en müthiş tanımı bu) :

”Beyaz atlı prensini/prensesini bekleme…Hadi birlikte yola çıkalım.”

 

Yazar

Arzu (@arzu)

Güzel film, sinemanın peşinde koşmayanlardan kendini gizler. (Tarkovski)

YORUMLAR

  1. Arzu A. (@arzu-aytur)

    Ben bunun çizgi filmini hatırlıyorum ve unutulmaz repliği halaa aklımda ” Üzüntü ve muz kabuğu” :)))

    2
    • Arzu (@arzu)

      @arzu-aytur Pepe ve Pippi, Pepe’nin Balonu serisinden.. :D Yaşasın hatırlıyorsunuz :)) Hala hayal kırıklıklarımın cümlesidir, çevremdekilerin anlam veremediği bakışları altında.. Kaç kişi kaldık hatırlayan ;)

      2
  2. Arzu A. (@arzu-aytur)

    :)) Aynen… Görüyorum ki dünya hala küçük bir yer, bak bulduk birbirimizi ;)

    1
    • Arzu (@arzu)

      @arzu-aytur anlaşılmak çok güzelmiş :D

      1
  3. Serenay (@serenay)

    Ben tanımıyorum bu karakteri ama şu an gösterilmesini çok isterdim.

    1
    • Arzu (@arzu)

      @serenay kitaplarını bulmaya çalışacağım..

      2
    • Arzu (@arzu)

      @serenay Didem Madak’ın ‘Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım’ şiirine bi baksana, asıl sürpriz ordaymış :)

      1
    • Ali Öz (@ali-oz)

      @serenay :) demek ki Pipi hakkında bu kadar,yazan,çizen,beğenen arkadaş içinde bir tek sen gençsin.Ne güzel!Kanallar tek miydi çok emin değilim ama işte malum tukan kuşuyla orada tanıştım,renkli gagalı..Devamı hep “Üzüntü ve muz kabuğu”

      2
    • Ali Öz (@ali-oz)

      @serenay Bu arada Tukan kuşu Pepe’nin..Repliği hep aynı “pepe balon”.Çocuk gözü hep sihirli görüyor,demek ki…O zamanlarda hayal gücü daha net çekiyordu sanırım :)

      1
  4. Ali Öz (@ali-oz)

    İsmi komik gelirdi hep,neticesi o vakitler komikti…Tukan kuşu diye bir kuş varmış meğer:)pepe nin arkadaşıydı sanki…

    1
  5. İnci (@inci-ozturk)

    Astrid Lindgren’in unutamadığım başka kitaplarını okudum. Pippi’yi tek kanallı dönemde hiç kaçırmadan izlerdim.. Geçen yıllarda türkçe dublajlı videolarını çok aradım ama bulamadım maalesef. ‘Üzüntü ve muzkabuğu’nu hala günlük yaşamda kullanıyorum.:))

    2
    • Arzu (@arzu)

      @inci-ozturk ben de dublajlı bulamadım, çok garip geldi. Bu da bir çeşit yasaklama mı, yoksa önemsiz gördükleri ve unutulduğu için mi dersin? Mutlaka hepsi Trt’nin arşivindelerdir.

      1
    • İnci (@inci-ozturk)

      Çocukluğumda izlediğim bir çok şeyi en azından youtube’da izleyebilmeyi isterdim.. Arşivlere fazla değer verilmediği ortada maalesef..:/ @arzu

      1