Vecide’nin Bisiklete Binme Hayali

Adı sanı ilk duyulduğu andan itibaren tartışmalara yol açan, ülkemizde mayıs ayında 32. İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen ve tamamı Suudi Arabistan’da çekilen ilk film olma özelliğini taşıyan Vecide, aynı zamanda ülkenin ilk kadın sinemacısı Haifaa Al-Mansour imzası taşıyor. İlk kez 2012 yılında Venedik Film Festivali’nde görücüye çıkan filmi bu kadar konuşulan bir gündem maddesi yapan özellikleri bu ilklerle sınırlı da değil.

Bilindiği üzere Suudi Arabistan, gerek kültürleri gerek erkeklerin egemenlikten feragat etme konusundaki uyumsuzlukları gerekse hukuki yönelimleriyle kadın haklarının en çok çiğnendiği; hatta var olmadığı ülkelerin başında geliyor. Kadınların araba kullanmalarının yasak olduğu, seçme ve seçilme haklarının bulunmadığı bir ülkeden söz ediyoruz; üstelik bu problemlerin çözüme kavuşturulması için çabalayan ve gücü de var olan yüksek bir zümreye rağmen Araplar çağın gereklerine ayak uydurma konusunda pek istekli davranmıyorlar. Tüm bu yasaklara ve toplumsal normlara rağmen Haifaa Al-Mansour, gizliden gizliye ülkede uzun metraj bir film çekebiliyor. Üstelik bu film, bizzat Suudi Arabistan yönetimi tarafından Akademi’ye yabancı dilde en iyi film kategorisinde yarışması için gönderiliyor. Ülkede çekilen ilk filmin kadın hakları temalı olması, bir kadın yönetmen tarafından işlenmesi ve Oscar aday adayı olması başta kafalarda soru işareti yaratıyor elbette. İnsan hakları örgütlerinin ve diğer devletlerin gözünü boyamak için böyle bir hamlede bulunulması hayli olağan geliyor zira filmin yapımcısının oldukça zengin ve ülkesiyle arasında bir perde bulunan Suudi bir prens. Kafa karışıklığına ve zihin bulanıklığına sebebiyet verecek pek çok gerekçe havada dolanırken Vecide, 11 yaşındaki küçük bir kızın bisiklet almak için sarf ettiği çabalara odaklanıyor.

Al-Mansour’un ilk kurgusal filmi olan Vecide, Suudi Arabistan’da ihlal edilen kadın haklarını temeline almış ve bunu gerçekçilikle bağdaştırarak yansıtmayı başaran bir film. Waad Mohammed’in hayat verdiği küçük kız karakter, ülkedeki kadın tiplemesinin aksine isyankarlığı ve farklılığı ile öne çıkıyor. Yabancı müzik dinlemekten hoşlanıyor, dışarı çıkarken saçını tamamen örtmüyor, bir erkek çocukla arkadaşlık yapıyor, okulunda kurallara uymamaya özen gösteriyor. En büyük dileği ise en yakın arkadaşı Abdullah gibi özgürce bisiklete binebilmek. Bu isteğini annesi ve babasına söylediğinde aldığı cevap olumsuz oluyor. O sırada okulda düzenlenen bir Kuran okuma yarışmasının birincilik ödülünün beğendiği bisikleti almaya yetecek bir meblağ olduğunu fark edip, neredeyse hiç bilmediği Kuran’ı ezberleme işine girişiyor.

Benzerleri gibi büyük umutların ve umutsuzlukların filmi Vecide. Yine pek çok benzeri gibi ümitsizliği küçük bir çocuğun saflığı üzerinden anlatıyor. Seyirci mi her seferinde bu yeme tav oluyor bilinmez ama çaresizliğin boyutu ne kadar büyükse, oyuncuların kabiliyeti tuz ve biber olarak bir filmi takdir edilesi seviyeye rahatlıkla çekebiliyor. Al-Mansour’un filmi için de geçerli bu. Annesi ve babasının ilişkisi problemli olan küçük bir kız karakter yaratan yönetmen, daha büyük problemlerin var olduğu bir dünyada yeşertiyor tiplemesini. Yan hikayelerden beslenmeyen bir çizgide işliyor Vecide’nin öyküsünü. Fakat aralara Suudi Arabistan’da bir kadının yaşayabileceği tüm olumsuz durumları serpiştirmeyi biliyor. Vecide’nin bir arkadaşını henüz okul çağında evlendiriyor, babasını ikinci bir kadınla evlendiriyor (sebebi de Vecide’nin annesinin erkek bir çocuk doğuramıyor oluşu), Vecide tek başına gezerken bir erkek tarafından sözlü tacize uğruyor, bir kızın bisiklete binmesinin onuruyla bağdaşmayacağı anlayışını üstüne basa basa belirtiyor. Bunlar ve filmin daha önce bahsettiğim durumu, aslında Al-Mansour’un sanatındaki samimiyeti sorgulamamız için oldukça yeterli sebepler. Waad Mohammed’in kusursuza yakın ve naif performansı bir nebze olsun filme dair olumlu şeyler düşünmeye itse de yönetmenin anlatıcı rolünü pek iyi kontrol edememesi bu halin de üstünü örtebiliyor. Filmin pazarlama taktiği olan cesaret örneği etiketi de tüm bunlar hesaba katıldığında ne yazık ki uygunsuz kaçıyor.

İki sene önce Asghar Farhadi’nin İran sosyokültürel yapısını eleştirdiği filmi Bir Ayrılık’ı onurlandıran Akademi’nin bir göz boyama malzemesi olarak kendini gösteren Vecide için de aynı şeyi yapması oldukça muhtemel. Film için kötü demek asla doğru olmaz, doksan dakikadan biraz uzun süresi boyunca akıp gitmesi ve bir şekilde bizlik bir atmosfer yakalaması bile bunu söylemek için yetebilir. Şunu söylemek gerekir ki Vecide’nin pazarlama stratejisi sonuna kadar tuttu ve görünen o ki gelecek mart ayında filmin yönetmenini Oscar heykelciğini kucaklarken görmemiz hayli mümkün. Son olarak filmin Max Richter tarafından bestelenen müziklerine bayıldığımı söyleyerek yazıyı noktalayayım.

 

KAYNAK: http://www.sinematopya.com/2013/11/vecide-wadjda.html

 

İşte O Film

  • Vecide

    Vecide

    Vecide, Riyad kenti yakınlarında yaşayan 10 yaşında bir kız çocuğudur. Bir gün satılık bir yeşil bisiklet görür ve çok beğenir. Ama annesi yaşadıkları toplumda bir kızın bisiklete binmesinin uygunsuz olacağına inanarak bisikleti almasına izin vermez. Vecide ise her şeye rağmen kendi parasını biriktirerek bisikleti almaya kararlıdır. Detaylar

Yazar

yuceloz (@yuceloz)

Edebiyat, şiir, müzik ve kültür-sanat vazgeçilmezim...

YORUMLAR