Filmlere Yakalanmak…

Biz erkekler anneliği tasarlayamıyoruz, pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da sığ düşüncelerimiz var.

Hamilelik sürecinde bir kadının, ay-ay, dönem-dönem ne yaşadığını bilmiyoruz.

Sanki güle-oynaya yaşanan, mekanik bir süreçmiş gibi gelir, doğurma makinesini kurmuşsunuzdur ve bilmem kaç ay sonra ortaya bebek çıkıverir.

Hamilelik fikrinin, karnında bir canlı taşmanın getirdiği varoluşsal sorguyu, mide bulantılarını, koku ve yemekler konusunda ki hassasiyetini, aşermeyi, hamilelik depresyonunu, sancıları, doğum sırasında çektiği acıyı ve sonrasında, hayatının sonuna dek koşulsuz bebeğine bağlılığını, sevgisini anlamıyoruz.

Bu yüzden “Anne” sözcüğü yeterli gelmiyor bana tarif etmek için onları.

Ben onlara “Muhteşem Tuhaf Anne Yaratığı” diyorum.

                Bugün fark ettim ki, bir filmde beni yakalayan en güçlü duygu annelik!

Annemle ilişkim çatışmalıydı, onun sevgisini, onayını hissetmedim.

Onun geçerli ve güçlü sebepleri olsa da, benim eksikliğim değişmeyecek hiç.

                “Firelight” filmini üstünkörü tanıttığımda, Sevgili Arzu arkadaşımızın film hakkında ki olumsuz yorumu, kendimi bana çaresiz hissettirmişti.

Yanlış bir şey söylemiyordu, belki daha ahlaki bir perspektiften bakıyordu.

Bense çılgınlar gibi “Bir Film Savunusu” diye bir yazı yazmış, nerdeyse filmin tüm içeriğini ifşa etmiş, Facebook, Twitter’de paylaşmıştım.

“Bad Boy Bubby” ya da “The Last Lions” o filmlerden.

The Last Lions filmi hakkında yazarken, yanaklarımdan yaşlar döküldüğünü fark ettiğimde durup düşündüm…

Sanırım annemle ilişkim yüzünden yakalıyordu bu filmler beni ve kadınlardan yana olma nedenim de bu.

Çoğunlukla, kendi kişisel duygu durumumuz yüzünden yakalanıyoruz filmlere.

Anneler günü kutlu olsun…

Not:  http://blog.milliyet.com.tr/annelik-evrenseldir/Blog/?BlogNo=330496

Yazar

metover (@metover)

Masumiyet çağım geride kaldı...

YORUMLAR