Çölün Ortasındayım

-Maya: Neredesin?

-Roman: Çölün ortasındayım.

-Maya: İnsan kendini öyle hissediyor bazen.

 

Roman J. Israel esq, 2017 yapımı bir Dan Gilroy filmi.

Seyircileri ve eleştirmenler tarafından çok haksız cümlelere maruz bırakılmış ve başroldeki Denzel Washington ve Colin Farrell’in isimlerinin de bu ‘kötü proje(!)’ sebebiyle harcandığı yorumlarını almış.

Aldanmayın!

Bu filmi mutlaka izleyin, Roman’ın tiradlarını tekrar tekrar dinleyin ve kalın bir roman devirmek gibi dersem haksızlık etmiş olmam sanırım, zenginleşin. Bu filmi kötü Imdb puanına aldanarak sakın göz ardı etmeyin. Zaten Imdb puanlarına çok da fazla şey etmeyin, yemişim tüm piyasaların tüm bestseller’larını.

Film, içeriği vesilesiyle benim nazarımda bir başyapıttı. İzlerken bitmesini istemeyeceğiniz, bittikten sonra da devam eden senaryolardan. Üzerinize sinen sersemliği atlatabildikten hemen sonra, hakkında uzun tartışmalar da başlatabilirsiniz. Yeter ki toplumsal ezberlere kısılıp kalmasın düşünceler.

Geçmişin güçlü aktivisti ve mücadeleci adamı avukat Roman, hukuk sistemine inancını yitirmiş ama mücadelesini doğru bildiği sınırlarda sürdürmeye devam eden, kendi deyimiyle: ‘zaaflarına yenilmemek, para ve haz odaklı yaşamamak adına nefsine hakim olmak için kalın bir yelek giymiş’, bunun ömrü boyunca sürdürülebilirliği ve nesillere aktarılabilirliği inancına sahip olan çok zeki bir adam. “Bu kadar derin uyumayın” diyor vazgeçenlere, gerçekliğinden kopanlara, kolaya sığınanlara.

O kadar zeki ki, duruşmalara çıkmayı artık reddetse de, birlikte çalıştığı avukat için ayaklı bir kütüphane ve bürosunun da beyni niteliğinde. Hayatını yavaşlatmış; değişen dünyadan-teknolojiden-yeni müziklerden ve yeni nesilden uzakta, maddesel dünyayı tümüyle reddetmiş, şahsına münhasır, saygı uyandıran bir beyin. İş ortağının kalp krizi geçirmesi sebebiyle, onun yerine mecburen girdiği bir duruşma sırasında, müvekkilini savunurken, savunma tarzı yüzünden ceza alması üzerine dile getirdiği; “savcı ve hakimler tarafından hiç suçlanmamış olan avukatlara güvenilmemesi  gerektiği” düşüncesiyle de, neredeyse çok güncel kabulümüz.

 

Film sırasında en büyük hayal kırıklığımı Amerikan hukuk sistemini görünce yaşadım. Yasaların aslında sadece güçlüleri korumak gerektiğinde devreye girdiğini, aksi hallerde işlevsiz bırakıldıklarını, yok sayıldıklarını ve taraflarca hiç duyulmadıklarını, yani hukuk denilen şeyin de bir silaha dönüştürüldüğünü görünce…(‘Kapitalistler. Ama hukuk yine de ayrı bir çerçevede işlevseldir.’ görüşüne ısrarla inanmak istiyordum.)

Zaten insan icadı olan dünyevi düzenlerin, insani zaaflar için var edildiğine şaşırmam asıl garip olandı. Bunu kabul ediyorum. Ve bir kesimin şövalyeliğine sıkışıp kalmış olsa da, mücadele aslında her zaman ve her yerde sürmek durumunda. Çoğu zaman bir kazanımı olmasa da. Aslında hiç bir şey tamam değil. Boşlukların çoğu bilinçli açıklıklar. İtiraz edilmedikçe, akışında değişerek düzelecek hiç bir şey yok. 

Mücadelenin gerekliliklerini anlatırken, Roman’ın büyük bir heyecanla kurduğu muhteşem cümleleriyle ve bambaşka lisanıyla tanıştıktan hemen sonra, Maya, bu tanışmadan dolayı minnettarlık duyacak kadar mutlu olduğunda; aslında hiç farkına varmadığı tersine bir değişim de yaşanıyordu. Roman, değer yargılarındaki  olumsuz sapmalarla, anlamsızlaşmaya başlayan donuk ve ruhsuzlaşmış cümleleriyle, özünün aksine, başka bir şeyi deneyimliyordu. Artık saflığın bu dünyada yaşatılamaz olduğunu düşünüyor ve hazlardan kaçınarak yıllardır çok fazla şeyi kaçırmış olduklarını hissediyordu.

En güzel sahne; Roman’ın çölün ortasında elinde telefonla kala kaldığı o karede, Maya’yla konuşurken, kameranın onun etrafında dönüşünün yarattığı (farkına varışı simgeleyen) görsel metafordu. Roman tüm deneyimsel ve ruhsal olgunluğuna rağmen kötü bir kayboluş yaşamıştı. Sonra bir çöl ortasında, kendisiyle tekrar karşılaştı. Koştu, kaçtı ve durdu. Ve yavaşladığı anda içerdekileri tekrar duymaya başladı. 

-Roman: Gelin birbirimizin hatalarını affedelim. Çünkü tabiatın ilk kuralı bu.

Her şey değişir, bizler değişiriz, sabit kalan tek şey ölüler. Uyuşturucu etkideki hazların sunduğu geçici iyilikler, kayboluş, uyutuş ve unutuşlar, aralardaysa bunun tam aksine, gittikçe sertleşen düşüşler; öz sevgimizi, varlığımıza inancımızı geriletmekten ibaretler.

Bir gün bir anda, çok alakasız ve bom boş bir arazinin ortasında “kendini duyacak” kadar sessizliği bulabilmek, kulağına çalınan bir sesle kim olduğunu anımsamak.

“Asla bu kadar derin uyumayın” diyen Roman, gözleri kapanmak üzereyken, kendisini kendi mahkemesinde kendi muhakemesiyle cezalandırdı. Çünkü asıl mahkeme içerde.

Ve biz insanlar, Roman gibi insanların omuzlarında yaşıyoruz, dünya onlar sayesinde dönüyor.

 

 

 

Yazar

Arzu (@arzu)

Güzel film, sinemanın peşinde koşmayanlardan kendini gizler. (Tarkovski)

YORUMLAR