Kaderine Çomak Sokan SİBEL (Part I)

Bu filmi izlemeden bu yazıyı okumayın. Sibel sinemalarda!

5 Yaşına kadar her şey normal. Sibel, olması gerektiği gibi doğmuş, olması gerektiği gibi hayatı öğrenmeye başlamış. Bir gece ateşleniyor ve hayat ondan sesini alıyor. Yemyeşil Giresun’un fantastik Kuşköy’ünde adeta bir öteki olarak hayatına devam etmeye çalışıyor. Küçük bir ütopya olan Kuşköy’de insanlar teknolojiyle darmadağan olan iletişimlerine  mecbur kaldıkları zaman ıslık dili ile devam ediyor. Kız sesini kaybettiği için artık o sakat. Sakat olduğu için uğursuz. Evlenme çağına gelen kızlar onunla aynı yerde olmaya tahammül edemiyor. Bu mahalle baskısını sadece köyün sokaklarında, kadınlarında yaşamıyor kendi evinde küçük kızkardeşi tarafından iliklerine kadar hissediyor.

 Daha önce hiç ruj sürmemiş, hiç öpüşmemiş, hiç saçını yaptırmamış Sibel’in, erkek denilince aklına babasından başka bir figür gelmiyor. Kaderi, her daim kendini sesini çıkaranlardan korunmak üzere örüldüğü için elinde ayna yerine tüfeğiyle geziyor. Tüfeğini ormanda şehir efsanesi haline gelen kurdun peşine düşerken kullanıyor. Bir kurt var uzakta ve sana belirlenen alanların dışına çıkarsan seni ham yapar(Damla Sönmez’in hikayeyi anlatırken kullandığı cümle)

Sabah tarlaya, öğlen kurt avına, akşam da ev işlerine koşan Sibel’in hayatındaki tek argümanı o korkulan kurdu ortadan kaldırmaktır. Her gün ormanda kurdun kemiklerini toplamaya (kanıt) başlar. Kurt avında bir gün, babasından sonra erkek formunda, kendi gibi saklanması gereken başka birini bulur. Ona göre ormanda çalılıkların arasında hareket eden her şey bir av. Çalılıkların arasından gelen, kalbini adrenalinden mi yoksa güzel olduğu için mi çarptırdığına emin olamadığı Ali ile her şeyde olduğu gibi mücadele etmek zorunda kalır. Daha önce babasından başka herhangi bir erkeğin merhametine ve sevgisine maruz kalmayan Sibel önce onunla iletişim kurmaya başlar. Her ne kadar bir avcı olsa da içindeki kadın yaraladığı avına karşı merhametiyle sahneye çıkar. Sibel, kendi yaraladığı Ali’yi iyileştirir. Tüm bunlar olurken tarla, orman ve ev üçgeninden arda kalan zamanda ona arkadaşlık eden köyün delisi Narin’le Narin’in kendi hikayesini dinlediği buluşmalarını izleriz. Narin bir şekilde delirmiş. Yıllardır Fuat’ı bekler. Biz filmin sonlarına kadar Narin’in aşkını beklediği için delirdiğini düşünürüz. Delirdiği için dışlanır. Dışlandığı için Sibel tarafından merhamete maruz kalır. Evlenmenin bir statü meselesi olduğu Kuşköy’de en dışlanan iki kadın aralarında bir arkadaşlık geliştirir. Narin Fuat’ı anlatır, Sibel Narin’in odunlarını keser zaman zaman da topladığı kemikleri temizler ve sunuma hazır hale getirir.

Ateşle barut yanyana duramaz. Hayatında ilk defa gizli bir hikayesi var Sibel’in.. Bastırılamaz bir duygu yoğunluğuna girer. İlk defa gülümsemesini söyleyen Ali’den alır gazı ve yeniden topluma karışmaya karar verir. Sürmeyi beceremediği rujuyla gittiği kına gecesinden hunharca kendi kardeşi tarafından kovulan Sibel kendini evine, ormana atar ve gizli hikayesine koşar. Açık ara son dönemlerde izlediğim en romantik sevişme sahnesine sahip olan Sibel’in bekareti evinde, herkesten gizlediği hikayesiyle son bulur. Sanırım yönetmen bu sahneyi direkt kadınlara hediye etmiş :)

Yazar

Tuğçe Çotuk (@tugce-cotuk)

YORUMLAR