Yanlış anlamak, doğrusunu kabullenmekten daha kolay

                     Koleksiyoncu (La Collectionneuse), Fransız yönetmen Eric Rohmer‘in 6 ahlak hikayesi diye bilinen filmlerinden 3.sü. Bu filmleri bulup izlemek kolay değil ya da bana kolay değil, henüz yenilerde erişip izleyebildim. Ertelemeden de hakkında hissettiklerimi yazmak istedim.

6 Ahlak Hikayesi:

1.Monceau’nun Pastaneci Kızı (1963)

2.Suzanne’ın Kariyeri (1963)

3.Koleksiyoncu Kadın(1967)

4.Maud’lardaki Gecem(1969)

5.Claire’nin Dizi (1970)

6.Öğleden Sonra Aşk (1972)

 

Freud, ahlak ve vicdanın, hayatın ilk yıllarında aile içindeki yasaklar ve kurallarla şekillendiğini savunmuş. Bu çok aklıma yatkın. Kültürler arasındaki kabullerde olan tüm o farklılıkları açıklarken de gayet kullanışlı.

Serinin, izlediğim bu 2. filmiyle biraz daha pekişen ana duygu; kadınlar ve erkekler arasındaki ilişki kavrayışının ve kavramların büsbütün farklı olabileceği üzerine. 2 erkek  ve 1 kadının, rastlantısal bir şekilde birarada geçen birkaç haftasını konu alan Koleksiyoncu, ismini başroldeki erkek karakterin (Adrien) mesleğinden almış gibi başlasa da, aslında  Haydee’nin hayatına girip çıkan erkek sayısına atıfla ”erkek kolleksiyonculuğu” benzetmesiyle yoluna devam ediyor. 

Haydee’nin arayışlarının, ona ev arkadaşlığı yapan bu 2 erkeğin aklındaki yorumlanış hataları; en medeni görünümlü, en kültürlü, en bişey bişey olan erkeklerin bile, kadınların sebeplerini hep yanlış anlayacaklarına dair sağlam vurgular içeriyor. Çünkü yanlış anlamak, işin gerçeğini kabullenmekten daha üstüncü. Bu bir iktidar savaşı. Kadın ararsa erkeğe dert, aramazsa herkese dert. Erkekler, kıyaslanmayı dert edinmekten vazgeçmedikleri sürece gerçek olanı asla yaşayamayacaklar.

İnsanlığın bir üst versiyonuna terfi edemediğimiz sürece de, kadınlar hala Venüs’ten ve erkekler Mars’tan.

 

 

 

 

 

Yazar

Arzu (@arzu)

Güzel film, sinemanın peşinde koşmayanlardan kendini gizler. (Tarkovski)

YORUMLAR