Çocuk Filmleri Üzerinden Japonya Sineması, Manga ve Anime Kültürü ve Anime Tanrısı Hayao Miyazaki’nin Ütopyaları Üzerine Yazılama – 1

 

Çocuk Filmleri, öncelikle çocuklar için yapılan, bir başka deyiş ile seyirci kitlesi olarak çocukların hedeflendiği sinema ve televizyon filmleridir. Bir filmin belirli bir seyirci kitlesi için yapılması, hedeflediği seyirci kitlesine uygun içerik ve biçim özelliklerine sahip olmasını gerektirmektedir. Bu çerçevede çocuk filmlerinin belirli bir pedagojik ve psikolojik çerçeveye uygun biçimde kurgulanması, üretilmesi ve gösterilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda çocuk filmlerinin, çocuklar üzerine çocuklar için öyküler anlatan, çocuklara özgü kaygıları ve sorunları konu edinen ve anlatımını seyirci kitlesinin bilişsel algılama yeteneklerine uygun biçimde kurgulayan ve perdeye seyircinin algısına yansıtan filmler olarak tanımlanması mümkün gözükmektedir.

Bu özellikleriyle çocuk filmlerinin, bütün bir ailenin birlikte seyretmesi için kurgulanan filmlerden ayrıştırılması gerekmektedir. Bu tür filmler, her ne kadar çocuk figürüne yer verilse de kurgusal özellikleri dolayısıyla daha çok yetişkinlere hitap etmektedir. Ergenlik çağını bitirmiş 16 yaş üzeri seyirci kitlesini hedef alan gençlik filmleri de esasen ayrı bir kategori oluşturmakla beraber, çocuk filmleri ile aralarındaki sınırlar saydamlaşabilmekte, özellikle ergenlik çağı çocuklarını hedefledikleri seyirci kitlesine katabilmektedirler.

Çocuk filmleri birçok açıdan incelenmesi gereken özellikler taşımaktadır. Yapılan araştırma ve analizlerde sıklıkla karşılaşılan konulardan biri de çocuk filmlerinde sergilenen şiddet unsurudur. Ancak şiddet kavramının tam olarak anlaşılabilmesi ve değerlendirebilmesi için, korku ve kaygı gibi temel duyguların çocuk filmlerinde nasıl üretildiği ve biçimlendirildiği sorusunun tartışılması gerekmektedir. Bu bağlamda çocuk filmlerinde korku ve kaygının üretilmesi ve biçimlendirilmesi, çocuk psikolojisi ve eğitimi açısından, şiddete nispetle çok daha önemli, sarsıcı ve kalıcı etkiler uyandırmaktadır. Nitekim korku ve kaygı duyguları, uygulanan şiddetin sadece oluşturduğu psişik bir etki değil, aynı zamanda kendisinden beslendiği ve ifadeye kavuştuğu temel bir kaynaktır. Bu bakımından çocuk filmlerinde yer alan şiddet sahnelerinin derinlemesine irdelenebilmesi için korku ve kaygı duygularının nasıl üretildiği sorusunun özenle analiz edilmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Sinema kuşkusuz metinsel kültürden görsel kültüre geçişin ve beraberinde gelişen gerçeklik algısındaki dönüşümün en önemli öncülerinden biri olmuştur. Günümüzün televizyon ve internet gibi iletişim araçlarının yanında etkin bir rol oynamaya devam eden sinema filmlerinin çocukların psikolojisini, gerçeklik algılarını ve öğrenim süreçlerini nasıl etkilediği sorularının araştırılması ve çıkacak bilimsel sonuçlar ışığında mutlaka tartışılması gerekmektedir. Sorunun bu çerçevede tartışılabilmesine katkı sağlayacak en temel konulardan biri çocuk filmlerinde sergilenen korku ve kaygı duygusunun nasıl kurgulandığı ve üretildiği sorusudur. Tepkisel şiddete ve teröre hem kaynaklık etmesi hem de izleyicide ulaşılmaya çalışan psişik etkiyi ifade etmesi bakımından korku ve kaygı duygularının çocuk filmlerinde nasıl işlendiğinin araştırılması, bu tür filmlerin çocuk psikolojisi ve eğitim süreçleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesine katkı sağlayacaktır.

Kaygı ve korkuyu, insanın kendisinde veya çevresinde meydana gelebilen, kaynağı belirli veya belirsiz olabilen tehlike veya tehdit karşısında oluşan heyecanlanma ve gerilim durumu olarak tanımlamak mümkün gözükmektedir. Kaygı ve korku insanın ontolojik anlamını belirleyen temel özelliklerinden biridir. Bu bağlamda kaygı ve korkunun insana doğumundan ölümüne kadar eşlik eden varoluş biçimlerine ve özelliklerine etkiyen ontolojik bir tecrübe olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Kaygı ve korku tecrübelerinin insan hayatının çeşitli devrelerinde farklı yoğunlukta ve biçimde geliştiği muhakkaktır.

Çocuklarda kaygı ve korku tecrübeleri farklı yaş sınırlarının özelliklerine göre incelenmektedir. Bu çerçevede 0-3 yaş sınırlarında bebeklik, 3 ile 13 yaş sınırları arasında da çocukluk dönemi adlandırılmakta ve araştırılmaktadır. İlk aylardan itibaren 2 yaşına kadar geçen sürede gözlenebilen kaygı ve korku belirtileri bebeğin emniyet ve mahremiyet ihtiyacına göre çeşitlilik arz etmektedir. Tanıdık kişilerin dokunmasından mahrumiyet, doğum anında ve sonra tecrübe edilen ayrılma korkusu, tanıdık bir mekân ve çevrede bulunmama,  ani sesler ve korunmasız kalma korkusu, gölge gibi belirsizlikler ve yabancı korkusu bu dönemin başlıca kaygılarını oluşturmaktadır. Küçük yaşlarda, 0-3 ve 3-6 yaş arasında tecrübe edilen kaygı ve korkuların belirtileri bilişsel değil, bedensel ve davranışsal olmaktadır. Bu yaşlarda tecrübe edilen kaygı ve korkular hastalık olarak değerlendirilmekten çok çocuğun sınırlarını tanıması ve geleceğini biçimlendirme yeteneğini kazanma tecrübesi olarak değerlendirilmektedir. Çocukluğun ilk devresi olarak kabul edilen 3 ile 6 yaş arasında karanlık, yıldırım, fırtına ve koruyucusuz kalma ve yabancı korkularının öne geçtiği gözlenmektedir. Yine aynı ve sonraki ikinci çocukluk döneminde izledikleri filmlerden tanıdıkları cinler, periler, uzaylılar ve büyücüler gibi kötü huylu yaratıklar paranoid duyguların ve kâbusların oluşmasına sebep olabilmektedirler. Ayrıca bu dönemde çocuklar başkalarının davranışlarında ve yüz ifadelerinde beliren korku belirtilerinden etkilenmeye başlamaktadırlar.

 

Yazar

ArifAblak (@arifablak)

YORUMLAR