Çocuk Filmleri Üzerinden Japonya Sineması, Manga ve Anime Kültürü ve Anime Tanrısı Hayao Miyazaki’nin Ütopyaları Üzerine Yazılama – 4

Şinto İnanışı

Japonya’daki en yaygın inanış olan Şinto dini, Japon mitolojisinin en önemli unsurlarından biridir. Şinto, Japon kültürüne biçim veren ve onu diğer kültürlerden ayıran özelliklere kaynaklık eden bir inanış olarak kabul görür. Bu inanışın genel olarak, ilkel dinlerde bulunan, doğaya tapınma ve kirliliğe karşı geliştirilen tabular gibi birtakım özellikleri taşıdığı düşünülür. Ancak Şinto, bir doktrinler sistemi değildir. Bir yandan, halk inanışları olarak çeşitli formlarda var olurken, öte yandan da düzenli bir dinin özelliklerini barındırır. Bunun en büyük örneği, ritüellere ve bazı kurumsal tapınaklara sahip olmasıdır. Kısacası Şinto, Japonya’nın kendine özgü inanışı olarak, tarih öncesi dönemlerden günümüze uzanan bir zaman çizgisinde var olmayı başarmış, merkezi bir inanış olarak kabul görür. Hori Ichiri ise Şinto’yu, Japonlar’ın çok eski zamanlardan beri sahip olduğu ve özümsediği pek çok inanışın ve ritüelin bir karışımı olarak ele alır. Şinto, onlara bir anlamda Japon olmanın özelliklerini sağlar.

Öte yandan günümüzde genel olarak Şinto’nun kelime anlamı “kami yolu”, yani tanrıların ve ruhların yolu olarak kabul görür. Bir yandan da Şinto, Japonya’ya özgü yerel bir din şeklinde tanımlanır. Ancak Şinto aynı zamanda, din-dışı ya da dinler üstü bir kavram olarak, Japon toplumunun kültürel kimliğinin bir ifadesi biçiminde de değerlendirilmiştir.

Kami kavramı, Şinto dininin merkezinde yer alır. Bu kavramı Japonca’dan başka bir dile, birebir ve tam karşılığını bularak çevirmenin imkanı yoktur. Kelime, tanrı ya da ruh olarak tercüme edilebilse de, bu sözcüklerin hiçbiri kavramı tam olarak karşılamaz.

Kami ya da kami doğası, her yerde mevcut olan bir güçtür ve üretici olarak tüm fenomen dünyasını kaplar. Söz konusu yaratıcı süreç, bir süreklilik içerisinde devam eder ve rastlantısal ya da deterministik prensiplere göre ilerlemez. Kami, yaşamsal, üretken gücün bir ifadesidir ve güçlü ve insanı hayrete düşüren bir varoluş olarak deneyimlenebilir. Doğa elementleri, güneş, ay, dağlar, nehirler, tarlalar, denizler, yağmur, rüzgar, bitkiler ve hayvanlar ya da büyük insanlar, kahramanlar ve liderler gibi tüm fenomenler, bu varlığın bir gösterimi olmaya adaydır. Kami, pek çok doğa varlığında bulunan güçler olabildiği gibi, aynı zamanda da daha belirsiz bir biçimde de olsa, Japonlar’ın tüm atalarına işaret eden anlamlara da gelebilir.

Kami’nin tanımlarından biri de, 18. yüzyılda yaşamış Motoori Norigana tarafından “iyi ve kötü arasında bir ayrım yapmadan korku ve huşu gibi duyguları üreten her fenomen” şeklinde yapılmıştır. Kami’ye, “her türlü biçimdeki yaşamı yaratma, sürdürme ve yenileme gücü nedeniyle tapınılırdı.”

Buradaki “iyi ve kötü arasında bir ayrım yapmadan” sözü, oldukça önemlidir. Bu nokta, Şinto’nun da pek çok diğer Uzak Doğu inanışı gibi, iyi ve kötü kavramları arasına kesin çizgiler çekmediğine, bu iki kavramı birbirinden ayrı görmediğine işaret eder. Gerçekten de Şinto’nun en belirgin özelliklerinden biri, kesin kurallara sahip bir inanış olmamasıdır.

Başka bir deyişle Şinto inanışında kesin doğrular ile kesin yanlışlar yoktur ve kimse mükemmel değildir. Şinto, iyimser bir inanışla, insanın içkin olarak iyi olduğunu varsayar ve kötülüğün de kötü ruhlar tarafından gerçekleştirildiğine inanır. O nedenle de Şinto ritüellerinin çoğu, kötü ruhları uzak tutma çabasındadır. Ancak burada belirtmek gerekir ki, Japon değerler sisteminde nihai bir doğru yoktur. Eğer ortada bir çelişki varsa, her iki şey de aynı anda hem doğru hem de yanlıştır. Aynı zamanda, her ikisinin de aynı anda var olabileceğine inanılır. Hatta, Şintoizm’e göre, bir kusuru olmayan bir kami yoktur.

Şinto inanışında sayısız kami vardır, fakat tektanrılı dinlerdeki gibi tek bir güçlü Tanrı, tek bir lider yoktur. Daha çok, “kozmik düzenin akıcı ve dinamik mantığı” ön plandadır. Paralel bir şekilde, Japon inanışı teist olmaktan çok panteist ve naturalisttir. Japonlar’ın zihninin eklektik ve kapsayıcı olduğu söylenebilir.

Şinto inanışı, yaşamı bir bütün olarak algılar. Bu bütünlük hem doğayı, hem de insanları içerir ve her ikisini de yaratıcı ve yaşam verici olarak görür. Öte yandan Şinto inanışında, kami deneyimi yaşamak için saf ve güleç bir kalbe / zihne (kokoro) sahip olmak gerekir ve bu, çok kolay ulaşılabilecek bir duygu ya da zihin durumu değildir. Bu nedenle de, Şinto’nun en temel ritüeli arınmadır. Arınma, bir Şinto rahibi tarafından gerçekleştirilebilir ve kegare’yi, yani kirliliği ortadan kaldırmayı amaçlar. Söz konusu kirlilik, günlük hayatın etkisiyle ortaya çıkmıştır ve arınma insan ruhunun, yani tavırların ve güdülerin temizlenmesi sürecini içerir.

Her ne kadar tüm insanlar kami ile köklenmiş olsa da, zaman zaman onunla olan temasını kaybeder. İnsanın kişiliği, kokoro’su kirlenir, donuklaşır ve bulanıklaşır. Nasıl ki doğa varlıkları kirleniyorsa, insan kalbi ve zihni de dirilikten, tazelikten ve canlılıktan uzaklaşabilir. Böyle bir kirlilik oluştuğunda ise kişi, yetersiz ve dağınık davranır ve o şekilde hareket eder.

Bu belirtilerin bir diğeri de doğanın kutsallığıdır ki bu, Miyazaki’nin filmlerinde de bol bol yanıttığı kaygısıdır. Nausicaa of the Valley of the Wind (1984) ve Princess Mononoke (1997) gibi filmlerde, bu Şinto inancı, endüstriyel toplumu ve özellikle nükleer silahlanmayı kınayan ekolojik bir alegoriyle harmanlanmıştır.

Ekolojik endişelerin Şintoist düşünceden kaynaklandığı Japon sinemasının da ötesinde çevrecilik, modern dünyanın yeni dini sanatı haline geldi. Ortaçağa ait katedrallerin yerini halka açık alanlara bırakmaya başlaması, dikkati ‘tü kaka’ endüstrinin gerçeklerine çekti. Yani bir başka deyişle, bu yeni temsiller, endüstrinin Doğa Ana‘ya zarar vermesini ve bu suistimalin onda bıraktığı yaraların nedametini gözler önüne seriyor.

Ruhların Kaçışı

Film, (Miyazaki, 2001) açgözlülüklerine teslim oldukları için domuza dönüşen anne ve babasını kurtarma amacı içerisindeki Chihiro’nun başından geçenler üzerine odaklanır. Ana mekan, Chihiro’nun çalıştığı ve kirlenen ruhların yıkanmak için ziyaret ettiği Banyo Evi’dir. Burada, çeşitli ruhların yanı sıra, aslen bir nehir ruhu olan ama adını ve kim olduğunu unutan ve insan ile ejderha görünümü arasında dönüşüm geçirebilen Haku; Banyo Evi’nin patronu kötü cadı Yubaba ve onun hem aynı hem de tam zıddı olan ikiz kardeşi Zeniba; önce yalnız bir ruh olan, sonrasında ise açgözlülüğüyle bir canavara dönüşen, ardından da Chihiro’nun yardımıyla eski haline dönen Yüzsüz; ilk olarak kokuşmuş bir ruh zannedilen ancak Banyo Evi’ndeki arınma sonrası özüne dönen saf bir nehir ruhu gibi karakterlerle karşılaşırız.

Yukarıda da bahsedildiği gibi, filmde pek çok ruh, tazeliklerine dönmek, yıkanmak için Banyo Evi’ne gider. Özellikle, önce kokuşmuş bir ruh sanılan Nehir Ruhu’nun Banyo Evi’ne girdiği sahnede bu durum çok çarpıcıdır. Ruh, çamurlar içerisinde, oldukça kirli ve kötü kokulu olarak hamama gelir. Ancak Chihiro, arındıran suların altında onun gerçek doğasını, içerisindeki kami’yi görmeye başlar. Chihiro’nun öncelikle Nehir Ruhu’na batmış bir diken olarak gördüğü şeyin, daha sonra bir bisikletin başı olduğu ortaya çıkar ve o bisikletle birlikte, gündelik hayatın diğer parçaları, onu kirleten diğer şeyler de içerisinden çıktıkça, ruh temizlenmeye başlar. Daha sonra ise Nehir Ruhu, saf ve temiz, beyaz ve güçlü bir ejderha görünümü ile uzaklaşır.

Nehir Ruhu’nun kirli görüntüsünün altından çıkan şey, bir anlamda kutsaldır. O, kokuşmuş bir ruh olarak oraya gelir ve beyaz bir nehir ruhu olarak oradan ayrılır. Söz konusu hikaye, Şinto’nun, her şeyin içerisinde bir kutsallık olduğu yönündeki öğretisiyle bağdaştırılabilir.

 Nehir Ruhu’nun içerisinden çıkanlar gündelik

Yazar

ArifAblak (@arifablak)

YORUMLAR