Mutsuzluğumu göremeyecek kadar ilaç alırsam, değişiklik gerektiğini nasıl bileceğim?

   Dizi izlemeyi hala pek sevmiyor olsam da, The Politician dizisi beni sardı. Dünyevi politikanın ve ilişkilerin sahteliğini, bir lisenin başkanlık yarışı üzerinden, işe biraz da seyirlik eğlencelikler katarak güzel yansıtmışlar. 

   Hırs, görünme kaygısı, sosyal medyanın hızlandırdığı ve iyice oyunlaştırdığı politik süreçler, savaşta her şey mübahtır sözünün güncel dünyadaki hızla insan harcama ve vicdani muhasebelerle tökezlememek için de hızla çözüm üretme halleri. Üzücü olan kısmı; gerçeğin peşinde olanların yalnızlığı ve River’ın intiharı. ‘Yapay dünyada bir uyum arayışında olan ‘gerçekçiler’, asla tutunamazlar. Uyumu unutmak, farklılığı ve görünmezliklerini kabullenmek zorundalar.’ der gibi gelişen olaylar. 

Dizide gerçek olup iç titreten şeyler de var; River için söylenen şarkı, Infinity’nin duygusal dürüstlüğü gibi.

Bir kaç diyalog diziyi net özetliyor aslında.

River’ın birlikte oldukları esnada numara yaptığını hissettiği Astrid’e bunu sorduğu an 

– Evet yapıyorum. 

– Numara yapmanı istemiyorum. Yakınlık kurmamız gerekmiyor mu?

 – Evet ama sana bu şekilde özgüven de depoluyoruz ki, potansiyelini gerçekleştir. Porno izlediğini biliyorum. Gösterişli seksten hoşlanman normal.

 – Ama ben gösteriş istemiyorum. Senin gerçeğini istiyorum.

 – Bundan sonra daha gerçek görünürüm.

 – Gerçek görünmeni değil, gerçek olmanı istiyorum.

 – Aradaki fark ne, anlamadım?!..

 

Ve evden kaçan Astrid’le annesi arasında geçen şu sahne,

– Uzaklaşmam gerekiyordu. Mutlu değilim. Hayatımdan nefret etmek istemiyorum.

 – Mutsuzluk, yaşattıkların için geçerli bir sebep değil. Ayrıca antidepresanlar bunun için var.

 – Yaşadığımı hissetmek istiyorum anne! Mutsuzluğumu göremeyecek kadar ilaç alırsam, değişiklik gerektiğini nasıl bileceğim?..

 – Bizim gibiler değişiklik yapmaz. Değişiklik, elde ettiğimiz her şeyi riske atar.

Doğarken bile ağlamamış olmasıyla övünülen Payton’ın, tüm duygularına yabancılığı, kendisine yabancılığı ve hırslarının da aslında güçlü bir şekilde kendisinden kaçış aracı oluşu iyi vurgulanmış.

Diğer taraftaysa, önceki nesili temsil eden üvey babasının günlük tek işinin dev bir kişisel kütüphane derlemeye çalışmak oluşu, sürekli kitaplar alışı ve bir gün bir iki tanesini okuyacağını dile getirecek kadar olayının dışındalığı. Kitap edinmek de mülkiyetçiliğe dair.

Artık gerçeği kovalayalım.

Bu ”mutlu olmaya çalışma” halini sürdürmek gayreti dünyayı çok hastalandırdı. Mutlu olmaya çalışmaktan vazgeçmeliyiz. Sanırım asıl mutluluk, ya da iyi hissetme hali, her zaman ‘gülmek’le söz konusu değil. Daha çok kendini yaşamakla, duygularını tanımakla ilgili gibi. Ağlayabilmek, özleyebilmek, bir sevgi var edebilmek, görebilmek, anlayabilmek, anlaşılabilmek ve hatta zayıflıklarını görebilmek dahi mutluluk sebebi olabiliyor. Hiç birinin zaferle sonuçlanması gerekmiyor,

asıl zafer sahicilik.

Ve politik duruşlar her dönemde sahte, her dönemde bireysel, her dönemde rezil. Yapış yapış, vıcık vıcık,plastik kokulu. Bu yüzden Erdal İnönü’yü çok severdim, o hiç bir zaman politikacı olamamış gibiydi. 

(Dip Not : O nasıl bir ses öyle Payton ! kalp kalp kalp )

 

Yazar

Arzu (@arzu)

Güzel film, sinemanın peşinde koşmayanlardan kendini gizler. (Tarkovski)

YORUMLAR