Yalnızlık ve Sinema

                Geçtiğimiz Pazar günü, Bisiklet Hırsızları filminin ünlü yönetmeni Vittorio De Sica’nın, neo-realistik İtalyan sinema akımının en önemli filmlerinden sayılan Umberto D. adlı filmini, hem sinemasever bir kalabalıkla birlikte seyretmek fırsatına, hem de değerli insanlarca yorumlanması ve bir film bambaşka mesleklerce nasıl izahat bulur sorusunun cevabına erdim.

               Koordinatörlüğünü Prof Dr. Emin Önder, Dr. Pınar Üretmen, Dr. Caner Fidaner ve Demet Aksu‘nun üstlendiği ‘Sinemada İnsanlık Halleri‘ panellerinin ilkini teşkil eden,  “yalnızlık ve sinema” konulu etkinlik ile, İzmir Kültürpark gençlik tiyatro salonunda güzel bir gün gerçekleştirilmiş oldu.

 

  Panelde yer alan konuşmacılar: 

 .Ruhun yalnızlığı- Doç Dr. Hakan Atalay

 .Dip yalnızlık üzerine – Prof. Dr. Ahmet İnam

 .Film türleri üzerinden yalnızlık çeşitlemeleri

 .Yalnız insanların dünyası Kielowski sineması – Ercan Kesal

 .Psikiatrist Dr. Nur Engindeniz

 .Yazar ve yönetmen Tan Tolga Demirci

 .Psikolog Dr. Ceylan Akgün

 

                 Psikeart, psikesinema başlıkları altında yapılan duyurusu sonrası , bu tam da hayalini kurduğum şey diyerek, güneşli pazar günümde kapalı bir ortama tereddütsüz ışınlanabildim. Salona girip, basamakları dahi tıklım tıklım dolmuş bir ortamla karşılaşınca çok şaşırdım. İlk 1 saatini ayakta dinlemek durumunda kaldım ama, toplamda 5:30 saatimi alan bu hadise hep hayalini kurduğum şeyin hayat bulmuş şekli olduğunu da kanıtladı.

                  Panelde en çok, oyuncu ve doktor Ercan Kesal’ın samimiyetle yaptığı doğaçlama konuşmasından etkilendim. Önerdiği ve notunu aldığım filmleri izleyecek olmak fikri beni sabırsızlandırıyor. Sinema salonlarını ”kalabalığa ilişmeden kalabalıkla olmak” ortamı olarak tanımlamış olması, uzun düşüncelere sevk etti. Aslında bir yanının yalnız kalmak için çırpındığını, bir yanının kalabalıktan kopamadığını net olarak hissettiğini düşündüğümüz günümüz insanı için, sinema salonları hala bu sebeple günümüz ev teknolojilerine rağmen vazgeçilmez yerini koruyor olabilir mi?

                Tan Tolga Demirci, bir yönetmen gözüyle dönem sineması ve film türleri üzerinden teknik yönüyle ele aldığı Umberto D. filminin, çekim teknikleri ve bu teknikle amaçlanmış olanları anlattığında, bu benim için zenginleştirici yeni bilgiler anlamına geldi ve edinilen her yeni bilginin yarattığı etki gibi bundan da heyecan duydum. Benzer şekilde, önerdiği tüm filmleri izleme sırasına koydum.

                Ayrıca bir psikiatrist, psikolog ve felsefeci gözüyle de değerlendirilen film, semboller içermediği ve, düz ve açık bir anlatıma sahip olduğu halde, hayli detaylı gözlerle görünenden fazlası olduğunu kanıtladı. Bir filmin psikanalizi yapılmadığında bir çok sahne ve anlamın kaçırılabileceğini görmek, zaten inandığım şu duyguyu destekledi; bir film mutlaka kalabalıkla izlenilmeli ve farklı gözlerce çok yönlü tartışılmalı. ‘-meli, -malı’ bu cümlenin sonuna yakışmadı aslında, çünkü heyecan verici olan bir şey zaten zorunluluktan bağımsız yürüyecektir.

İzlemedinizse Umberto D. çok naif, çok özel ve çok düz bir film. Tartışalım!

 

Son olarak Ercan Kesal’ın okumamızı önerdiği Beyaz Peugeot şiiri;

………

güneşin altında radyo dinleyen çocuk
sen bu dünyaya mı aitsin
hayatın nasıl olduğu değil kimlerle olduğu
önemli dersin
göğe ara sıra başını kaldır bak öyleyse
kendine ait bir yıldız bulabilir misin
içinde hiç bir şey olmayan bir dünya özlüyorsun
hadi bir kaç şeyi daha atsak boşluğa
sevinir misin

sevdikleriyle anlaşamayan anlaştıklarından
durmadan kaçan
bakıp on altı yaşından ağlayan çocuk
peugeot çalışmıyor biraz ittirir misin
eğer çalışsaydı uzun bir yolculuk isterdin
beyaz peugeot’yu kullanan arkadaşına de ki:
çok gaz verme vitesi ikile beni unutma
herkesin herkesle sevgili olduğu bir toplumu
özleyen
ve bütün gün güneşin altında radyo dinleyen
bu çocuğu unutma
bir gün buradan gideceğim
sen kontağı çevir vitesi ikile beni unutma
uzak yollar beni çağırıyor
hiç bir şey yapmayacağım bundan sonra
“ben buradayım” de güneşin altında radyo
dinleyen çocuğa “dünyadan korkma”
güneşin altında radyo dinleyen çocuğu sakın
unutma

güneşin altında radyo dinleyen çocuk
fm’de ne çalıyor
dünya senin ama sen dünyaya ilişme
peugeot çalıştı korna çalıyor bin arkaya
her şey önünden bir bir geçsin başını cama
daya
başını cama dayayan çocuk hoşçakal
ben burada kalıyorum güneşin altında
anteni çıkar radyonu aç düşlerini unutma

Ahmet Güntan

Yazar

Arzu (@arzu)

Güzel film, sinemanın peşinde koşmayanlardan kendini gizler. (Tarkovski)

YORUMLAR