Hali hazırda burjuvazi konuşuluyorken…

                 Hazır bugünlerde burjuvalık(!) tartışılıyorken, bu tartışmalara çok da yakışır bir önerim olacak;

İspanyol yönetmen Luis Bunuel‘in 1972 yapımı  Le Charme Discret de la Bourgeoise  (Burjuvazinin gizli çekiciliği) isimli filmi.

Senaristi; Fransız roman yazarı, senarist ve oyuncu Jean-Claude Carriere.

Bu kara komedi, 1973 yılında Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar ödülü’nün sahibi olmuş.

Fazlasıyla eğlenceli ve akıcı bir senaryosu var. 

Filmin Oscar hikayesi de başlı başına bir kara komedi ; 

Bunuel, ödülü kazanıp kazanamayacağını soran gazetecilere; ödülü almak için Amerika’ya 25.000 dolar ödediğini ve sözlerinde duracaklarını tahmin ettiğini söylemiş. Bunun üzerine ertesi gün, tüm gazeteler Bunuel’in ödülü satın aldığını yazmış ve Bunuel gerçekten de ödülü kazanmış. Ama ödülü gerçekten mi yoksa parayla mı kazandığı hakkında hiçbir açıklama yapmamış ve yöneltilen sorulara sadece gülümsemekle yetinmiş. Filmi izlediğiniz zaman yönetmenin bu tavrıyla ne kadar pekiştiğini de göreceksiniz. Bunu hakikaten para ile nasıl satın alındıklarını göstermek için, yani kendi camiasıyla dalga geçmek için de yapmış olabilir, ya da yalnızca senaryoya yakışır bir durumla anılmak için de. Her türlü zekice.

Film, toplum hiyerarşisindeki basamakların gerçek yüzleriyle dalga geçiyor. Seyircisini hem şaşırtıyor, hem de ‘tabi ya..’ dedirterek gülümsetiyor.

Bunuel tarihinin en etkileyici yönetmenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu film de onun bu başarısını, anlatımındaki sadelik ve hızlı değişen sahnelerle iç içe geçirdiği onlarca konunun en nihayetinde kavuştuğu sağlam bir bütünlük vesilesiyle ispatlıyor. Tüm tabloyu 100 dakikaya presliyor. Yani aslında Bunuel ve Carriere çok başarılı  hikaye anlatıcıları.

En şahane ve en yaratıcı sahne burjuva sofrasını bir tiyatro sahnesine dönüştürüp perdeyi açtığı o an. Seyirci (halk) onlardan oyuna devam bekliyor; ne bir tepki, ne bir isyan söz konusu. Muhtemelen gerçek hayatta da olduğu üzere burjuvaları belirli bir mesafeden izlemekten keyif alıyorlar. Onlarsa, bu seyir abartılıp  ‘kral çıplak’ haline döndükleri hissiyatıyla, ve artık ört bas edemeyeceklerini hissettikleri sahtelikleriyle, sahneden tıpkı çıplak kalmışlar gibi sinerek kaçışıyorlar. Görüntüleri halkın önüne düşen burjuvazi eğlenceleriyle, bunu izleyen halkın duydukları eğlence gibi. Ne zaman ki kral çıplak hissi oluşuncaysa, ya tehdit ya da yok sayabilmek için sinerek kaçışma haline vardırdıkları durumları.

Devlet işleri, din, askerlik, polisler, cinsellik, toplumsal sınıflar gibi sorgulanan onlarca mevzusu var. Bugün için bile dile getirilmesi zorlu konular. Top sesleriyle hizaya getirilen burjuvalar, suçun her türlüsüne soğuk kanlılıkla bulaşmış olmasına rağmen sosyalist bir kadına karşı inançlı olmakla övünen bir büyük elçi, hangi içkiyi nasıl içmek gerektiğini bilmenin gelişmişlik sayılması, rahibin ye kürküm ye sahnesi, aslında kendi aralarında saygı çerçevesinde bile samimiyet kuramamış iç içe iletişimsizlikler…

Restauranttaki cesetle, senaryodaki aldatıcı ilişkiler bana eskilerin şu sözünü anımsattılar : ”fakirin ölüsüyle zenginin o..’su bilinmezmiş”.

 

Ve

‘Krallar her zaman çıplak, çıplak olmasalar kral olmazlardı.’

Bir insan neden halk adamı yerine kral olmak ister ki zaten…

 

 

 

Yazar

Arzu (@arzu)

Güzel film, sinemanın peşinde koşmayanlardan kendini gizler. (Tarkovski)

YORUMLAR

  1. sakin (@sakin)

    Merhaba ,Farkında mısınız ,tuhaf bir sessizlik çöktü buralara herkes pek bir suskun …Ya da ,yoksa ben sağır mıyım ?