Senin dünyanda saat kaç ?

        Senin dünyanda saat kaç? 2014 yapımı bir İran filmi. Yönetmeni Safi Yazdanian’ın izlediğim ilk filmi bu. Başrollerini Leyla Hatemi ve Ali Musaffa paylaşıyor. Filmin müziklerinin yapımını ise Christophe Rezai üstlenmiş. Film içerisinde çok tanıdık bir melodi de kulağımıza çalınıyor. Guli’nin en sevdiği şarkı olarak.

Film, Fransa’da geçirdiği 20 yılının ardından ani bir kararla memleketini ziyarete giden Guli ile Tahran Havaalanı’nda başlıyor.

Geçmiş anılarla, günümüz arasındaki dialogları naif bir şekilde iç içe geçiren yönetmen, hikayeyi yavaş bir şekilde çözümlememiz konusunda çok sabırlı davranabilmiş. Fransız peynirinin yapılış ve anneye sunuluş anı, benim seyirciliğim penceresinden filmin en tatlı sahnelerinden biriydi. ”Kızınla aynı anda aynı kahvaltıyı yapmak istemez misin?

Tek taraflı ve yıllar içinde iğne oyası gibi tel tel dokunmuş olan güzel bir aşk hikayesi bu. Ama o tek taraflı olan aşk insanı acıtmıyor, çünkü anlatım onu çok sevimli, sıcak ve acıtmadan sunuyor. ‘Elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değil’ taa en başından kabul edilmiş. Zaten bu kez elma da bunun aynısını bir başkasıyla duyumsuyor.

Ve zaten Guli kendiliğinden gelmese, senaryo bir nevi ‘Sevmek Zamanı’ gibi .

Guli’nin kendisini bu kadar iyi tanıyan, ama kendisinin adını dahi anımsamadığı Ferhad’dan korkuşu ve ona acımasız davrandığı sahnelerden sonra açılan bir bavul dolusu eşya ve çözülen hikaye, bir bavul dolusu Guli… Anne, baba, çocukluk… Fotoğraftaki pencerede Guli’nin annesinin silüeti nasıl böylesine güzel hikayelendirilebilir, nasıl bir sahne kurgusudur ve  inceden insanın içini sızlatır.. 

Ferhad farklı bir adam. Guli’nin annesinin şu cümlesinden daha iyi şekilde bunu anlatabilecek bir cümlem de yok : “40 yaşında diğerlerinden farklı olmak ilginç. 20 yaşında zaten herkes şairdir!”

Aşkı Ferhad’dan dinlemek çok güzel, bu masalımsı film bu kış gecelerinde kalbimizi ısıtsın.

“Ben Ferhad’ım!  Deli Ferhad! Hatırlamadın mı?”

Hiç bir aşık Ferhad kadar deli değildir. Onun dünyası Guli’yi tekrar görmekle artık tepetaklak ve kafası bakırcılar çarşısındaymış gibiyken, Guli’nin sesinden kendi adını duymanın huzuruyla ”buna değdi” diyor, buna değdi … 

 – Öğretmen hanımın, kış mevsiminde en çok neyi sevdiğimizi sorduğu günü hatırlıyorum. Deli Humayun cevap verdi, “soğuk süt”. Lale dedi ki, “kardan adamın havuç burnu”. Andre, “kar” dedi. Yasemin, “hiçbir şeyini” dedi. Nahid, “soğuk algınlığını” dedi. Ali, “karın sesi” dedi. Ben, “kar sebebiyle okulların tatil olmasını” demiştim. Sen dedin ki, “karlı bir günde, yanan sobanın üstüne konulan portakal kabuğunun kokusu”.  Tamamen farklı bir şey söyleyeceğini biliyordum. Sen farklıydın, Guli…

 

Yazar

Arzu (@arzu)

Güzel film, sinemanın peşinde koşmayanlardan kendini gizler. (Tarkovski)

YORUMLAR