Aşk bu değil, yapma güzel…

Carmen (1983)  /İspanya

yönetmen: Carlos Saura

senaryo: Prosper Mérimée’nin Carmen romanından uyarlama

ödüller: BAFTA en iyi yabancı dilde film ödülü, Bodil en iyi yabancı film ödülü

oyuncular: Senaryosunu da yazan Antonio Gades, Laura del Solo

           

       Film başladığı andan itibaren kusursuz flamenko danslarının büyüsüyle hipnotize olup koltuğa yapıştım.

       Carmen’i bir kaç hafta önce Psikeart topluluğunun etkinlikleri kapsamında İzmir kültürparkta, meraklı seyircisi tarafından tıklım tıklım doldurulmuş bir salonda seyrettim. Film öncesinde bu etkinliği anlamlı kılan tartışmalar yapıldı. Ve tabi sonrasında da. Psikiatrist Dr. Agah Aydın tutku ve kıskançlık temasındaki ortak psikolojiyi, basit- anlaşılır ama vurucu ve farklı bir pencereden yorumladı. Aslına bakarsanız özellikle onu dinlemek için oradaydım. Onun gerçekçi, ağdasız ve heryerden onay alabilmek için yapış yapış bir sempatikliğe boğulmamış aklına bu toprakların çok ihtiyacı olduğunu hissediyorum. Kendimizi avutmaktan vazgeçmek için, ”insan muhteşem bir varlıktır” inancının dışına çıkmak zorundayız. Gayet kusurlu, zor gelişen tehlikeli canlılarız.

Carmen için ana tema aşk gibi düşünülse de, seyrettiğimiz şeyin aşka benzemediği, olgunlaşmamış duyguların bir temsili olduğu kanısına vardım. Flamenko, senaryoda tango gibi bir kur dansı olarak kullanılmış. Oysa flamenko özellikle kadın dansçıların güçlü ayak seslerinin baskın olduğu ve isyanı çağrıştıran ama buna karşın görkemli kıyafetlerle de hayatın renklerini ön plana çıkarıp samimi bir kavgası olduğunu  hissettiren benzersiz bir dans. Bana hep feminist hareketleri çağrıştırmıştır.

Carmen seyircisine sevgiyi sorgulatıyor;

sevgide sakatlanmış iki insanın görsel ve güçlü temaları hedeflerine almaları, ruhsal bağlantı kuramadıkları için basit gerekçelerle birbirlerini aldatabilmeleri, aldanabilmeleri, sahip olma hırsları ve yok etme güçleri…

Sevgi ruhsal ve güçlü bir bağ.  Empati kabiliyetimizi o bağ vesilesiyle kazanıyor olmalıyız. Sevgi birlikte iki olabilmek hali… Birisinin kendisini feda etmesiyle sonuçlanan bir olma hali her zaman için gerilimli birer illüzyon. Filmde sabah yataktan fırlayıp evine dönen kadının güçlü çekiciliği ve sürekli av olarak kalabilme becerisinin ilişkideki sürükleyiciliği var. Bu aşk da değil, sevgi de. Uygun tanımı tutku olurdu sanırım. Kadının aldatması aslında hiçbir zaman sonlanmayacak olan sevgi bağı arayışından. Ama o duyguyu tanımadığı için kapıldığı cinsel hazlardan başka hiç bir tatmine eremiyor. Bunu oyun gibi yaşıyor oluşu toyluğundan kaynaklı gibi ama yaşça ondan büyük olan sevgilisinin kıskançlığı da yaştan bağımsız başka bir toyluğun söz konusu olabileceğini gösteriyor.

Sevgi öğrenilen bir duygu. İlk yaşlar ve anne ile kurulan sağlıklı bağ bunun için mihenk taşı. Karşı cinsle yaşanacak ilişkiler, anneyle baba ilişkisini gözleyerek şekilleniyor. Yine de öğrenmek ömür boyu. Huzur vermesi beklenirken huzursuz eden duygulara kapıldığımızda yanlış giden bir şeyler olduğunu düşünüp sorgulamayı başlatmak gerekiyor. Hiç bir şey hızla değişmez ama mutlaka değişir.

 

Yazar

Arzu (@arzu)

Güzel film, sinemanın peşinde koşmayanlardan kendini gizler. (Tarkovski)

YORUMLAR